
Şener Levent – Avrupa Birliği’nin şimdiye kadar bize yaptıklarından daha çok bir şeyler yapacağına inanmıyorum…
Çünkü biz Kıbrıslıtürkler Türkiye’ye ne kadar bağlıysak, o da Amerika’ya o kadar bağlı…
Avrupa kendini Rusya’ya karşı koruyacak bir güç olarak görüyor Amerika’yı…
Onun kararlarının ve iradesinin dışına pek çıkamaz…
Mesela Trump döneminde itiraz edebileceği çok şeyler vardı, ancak bunları da yumuşak bir geçişle savuşturdu…
AB Kıbrıs konusunda inisiyatif almak istemiyor…
Herşeyi BM’ye bırakıyor…
Kısacası ne kadar uğraştıysak da, AB’yi Kıbrıs’a çekmek mümkün olmadı…
50 yıldır süren statükoyu o da benimsemiş görünüyor.
Ciddi bir itirazı yok…
Anlaşılan o da buradaki Türk askerini barışın ve de ateş-kes’in garantörü olarak görüyor…
Zaten Kıbrıslılar da işgalin sonlandırılması için hiçbir harekette bulunmuyorlar…
Brüksel ve Strazburg’taki toplantılara gözlemci olarak katılan milletvekillerimiz, şimdiye dek buradaki işgal ve istiladan şikayetçi olmadı…
Kimse onlara şu soruyu sormadı:
-Bütün olarak AB’ye kabul ettiğiniz Kıbrıs’ın bir yarısının işgal altında olması sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek ve bu işgali sonlandırmak için herhangi bir planınız var mı?
***
Aşk ve karanfil kokulu yazılara kıyıp şimdi neden bunları yazıyorum…
Üstelik yeni bir şey de yok bu yazılarda…
Herkesin bildiği şeyler…
Kıbrıs konusunda o kadar çok şey yazıldı ki yazılmayan bir şey kalmadı…
Hoş ya, biz de artık bu tartışmayı keserek başka sorunlarımızla uğraşmaya başladık…
Yolsuzluk…
Rüşvet…
Dolandırıcılık…
Ve son günlerde hepsini bastıran et meselesi…
Siyasi irade talebi ile eylemler yapacağımıza, et mitingleri yapıyoruz…
Yurtdışından donmuş kuzu eti ithal edelim mi, etmeyelim mi?
Güneyde madem daha ucuz, o halde neden ordan almıyoruz da yurtdışından getiriyoruz?
Bunu sorgulayan da yok!
Hayvan üreticilerimiz güneyden almaya ne derler acaba, onu da merak ediyorum…
Şu anda ben bu yazıyı yazarken dışarıda et mitingi var yine…
Yığınla polis…
Eylemciler “Hükümet istifa” diye bağırıyorlar..
İstifa etse ne olacak?
Bir kukla gidip başka bir kukla gelecek değil mi?
Toplum enerjisini boşa harcıyor…
Boşa kürek çekiyor…
***
Gelecek hafta Avrupa Parlamentosu seçimleri var…
Yapılan anketlere bakılırsa değişen bir şey yok…
DİSİ ile AKEL yine başı çekiyor…
Ve ikişer sandalyeleri garanti gibi görünüyor sürpriz olmazsa…
Tutucu Kıbrıs halkına da bu yakışır zaten…
Yenilikçi, devrimci falan değil, değiştirmekten korkan muhafazakar bir ruhu var Kıbrıslıların…
Siyasi partiler bundan fazlasıyla yararlanırlar…
Parti ne derse o…
Kendilerinin başka bir fikri olmaz…
ELAM’ın bu seçimde bir sandalye kapacağına neredeyse kesin gözle bakılıyor…
ELAM bu kadar güçlendiyse, milliyetçi görünmekten korktuğu için gerçekleri söylemeyen solun zaafiyetine borçlu bunu…
***
AKEL’den bu dönem için bir daha aday olan Niyazi Kızılyürek, bu kez umudunu daha çok Kıbrıslıtürk seçmenlere bağlamış gibi…
Seçim kampanyasını daha çok kuzeyde yürütüyor…
Anayollarda, kavşaklarda seçim panoları var…
Sık sık paneller, konferanslar düzenliyor…
Toplumun mutlaka sandığa gitmesi için çağrıda bulunuyor…
Ben Niyazi ile geçen beş yılın Avrupa Parlamentosu’nda boşa geçtiğini inananlardanım…
Yurdumuz elli yıldır Türkiye’nin işgal ve istilası altında…
Ama bunu bir kere bile seslendirmedi o parlamentoda…
Karma evlilik çocuklarının sorunları kadar önemli olmadı onun için Maraş sorunu…
Veya taşıma nüfus…
Sahte koçan…
Rum malı yağması…
Türkçenin de AB dilleri arasına girmesi en çok 85 milyonluk Türkiye’ye yarar…
Niyazi buna efor sarfedeceğine, keşke burada Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türkçenin tüm resmi kurumlara yerleşmesi için gayret gösterseydi…
***
Bu seçimlerde farklı partilerden aday olan Kıbrıslıtürkler arasında en gerçekçi olan bir kişi var…
Oz Karahan…
Kıbrıs sorununun bir işgal ve istila sorunu olduğunu her yerde açıkça seslendirmekten çekinmeyen biri…
Tek devlet, tek halk, tek vatan diyor…
Geçtiğimiz seçimlerde bunu değerlendiremeyen Kıbrıslırumlar, umarım bu seçimlerde bunu gözden kaçırmazlar…
(29 Mayıs 2024 tarihinde Avrupa gazetesinde yayınlanmıştır)
