
Aziz Şah – Yaşananlara şaşıranlara, şaşıyorum!
Siz, Kıbrıs’a uzaydan mı geldiniz?
“Türkiye’de olan her şey Kıbrıs’ta da olacak” dediler.
-Sahi, Türkiye’de ne oldu?
“Makbul vatandaş” yaratmak için Türk Devleti’nin biçtiği gömlek “Türk-İslam sentezi” denilen ideolojidir: İmam hatipler, Kuran kursları, türban uygulaması bunun parçasıdır.
“Türk-İslam sentezi”nin miladı ise 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra Vehbi Koç’un Kenan Evren’e “dinsiz millet olmaz” diye gönderdiği mektuptur.
“Laik” Vehbi Koç “şeriat” istedi Kenan Evren’den!
Bunu dile getirme görevi de Tümgeneral Mahmut Boğuşlu’ya verildi.
-“Din adamlarından oluşan yeni bir toplum” ilan eder 12 Eylül:
-“İmam-hatip okulları reorganize edilmeli, bu okullara endüstriyel, ticari, turistik vesaire hüviyetler kazandırılmalıdır”…
-“Her türlü meslekten, hakimden, savcıdan, avukattan, lise öğretmeninden, doktordan, gemi kaptanından yeni din adamları yetiştirilmelidir”…
1950’de Türkiye’de devlet eli ile yaratılan Siyasal İslamcılık ile Türkçü faşizm 1980 darbesine gelene kadar harmanlandı. Organik bir bütün çıktı ortaya: Türk-İslam Sentezi.
Kıbrıs’ta da bunu uyguluyorlar: 1958’den itibaren Pakistan’dan gelen haki üniformaları giyen TMT’cilerin sopası ile başlayan Türkleştirme AKP’nin eli ile İslamlaştırmaya yol oldu.
Bunun temeli Kıbrıs’ın işgal bölgesinde eğitim sisteminin “Geçici 10. Maddesi” olan “KKTC Eğitim Yasası”ndaki “Uyumluluk İlkesi”dir.
İşgal rejiminin “Milli Eğitimin Temel İlkeleri”nin “uyumluluk” maddesi şöyle der:
-“Kıbrıs Türk milli eğitim kurumlarında uygulanan öğretim programları ile Türkiye’deki özdeş eğitim kurumlarında uygulanmakta olan öğretim programları arasında Kıbrıs Türk toplumunun gereksinimleri gözetilmek koşuluyla uyum sağlanır”…
1974 işgalinden bir sene sonra 1975’te yapılan 1. Milli Eğitim Şurası’nda alınan Kıbrıs’ın kuzeyindeki eğitim sisteminin TC’deki eğitim sistemine uyumlulaştırılması kararı doğrultusunda hazırlandı Milli Eğitim Yasası.
“Uyumlulaştırma” dedikleri kültürel soykırımdır. Kıbrıslı kimliğinin karakteristik özelliklerinin yok edilmesidir.
“Milli Eğitimin Amacı” KKTC Eğitim Bakanlığı’nca şöyle açıklanır:
“…Anayurdu Türkiye’ye, Türk ulusuna, öz yurduna, toplumuna ve ailesine güçlü bağlarla bağlı, yurttaşlar yetiştirmek…”
Eğitim sisteminin amacı Kıbrıslılığı yok olmuş Türkiye’ye bağlı sömürge tebaaları yetiştirmektir.
2025’te dayatılan türban 1975’te alınan uyumlulaştırma kararının sonucudur.
İşte bu yüzden günlerdir yazıyorum: Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki mesele laiklik değildir. Mesele yerleşimci nüfus kolonizasyonudur!
1980’lerin sonunda TC Büyükelçiliği eli ile Suudi Arabistan’ın Rabıta örgütü ve İskenderpaşa Cemaati örgütlenme başlattı ama tutmadı çünkü nüfusun sosyo-kültürel yapısı siyasal İslamcılığa uygun değildi…
1980’lerin sonunda Kıbrıs’ta tarikatlara ve RABITA’ya kapıyı açan Monşer Kemalistler ve Atatürkçü işgal ordusuydu. Badem bıyıklılar ve takunyalılar yoktu o zamanlar…
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’ı İslamlaştırma politikası o zaman başladı!
1980’lerde taban bulamayan İslamcılığın bugün geniş bir tabanı var. 25 senedir taşıdıkları yerleşimci nüfus ile başardılar bunu…
Tekrar yazayım, girsin kafalara: 2005-8 arası CTP’nin tek seferde 54.000 yerleşimciyi vatandaş yapması ve onların da ailelerini Kıbrıs’a taşıması ile oluşmaya başlar Siyasal İslamcılığın tabanı.
Sonra da Ferdi Sabit Soyer’in dediği gibi Kuran kursu ve İmam Hatip ihtiyacı doğar!
İşte bu yüzden mesele şeriatçılık ya da laiklik değildir. Mesele Türkiye’nin yerleşimci nüfus kolonizasyonudur!
Yerleşimciler “türban” provokasyonu için neden Trikomo’da eylem yaptı?
Trikomo’da Kıbrıslılar azınlığın azınlığıdır. Türkiyeli yerleşimcilerden sonra anadili Rusça olanlar, İranlılar ve diğerleri gelir. Kıbrıslılar “diğerleri”nden sonra gelir.
Trikomo öyle bir kolonizasyon bölgesidir ki, yabancı bir memlekete gitseniz kendinizi yabancı hissetmezsiniz ama Trikomo’da bir Kıbrıslı yabancıdır.
2020’de seçimin sonucunu Trikomo’daki yerleşimciler belirledi, 2025’te de türban provokasyonu Trikomo’da başladı:
-“Okul da bizim, cami de bizim, üniversiteler de bizim. Aidiyet hissetmeyen Rum tarafına gidebilir. Kanımızı dökerek geldik, ben buradan ancak kanımla ayrılırım” diye nefretini kustu yerleşimci Mustafa Tıngır Bekirpaşa Lisesi’nin önünde…
Kıbrıslının olmadığı bir yerde Kıbrıslılara neden nefret kusulur?
Bu laiklik-şeriat meselesi değildir. Bu, silah zoruyla başkasının toprağını gasp edip çökmektir.
Gasp ettiği Rum mallarının üzerine yerleşim birimleri inşa eden AFİK şirketinin patronu Simon Aykut ne ise Bekirpaşa Lisesi önünde nefret kusan yerleşimciler de O’dur!
Simon Aykut kapısına giden Rum mal sahiplerini kovmuştu. Bekirpaşa önündeki yerleşimciler de “Aidiyet hissetmeyen Rum tarafına gitsin” diyor…
Yerleşimci her zaman hırsızdır, bu yüzden ev sahibinden nefret eder!
