Şener Levent’e Ankara’da verilen hapis cezası: Kıbrıs’taki Türk sömürge rejiminin keyfi yönetimi

Aziz Şah – Şener Levent’e Ankara’da ilk dava açıldığı zaman dönemin Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik şöyle demişti:

-“Kıbrıslı gazetecileri Türkiye’de yargılayamazsınız”…

Yargıladılar. Ceza verdiler. “10 gün içinde iki vesikalık fotoğrafla teslim ol” dediler…

Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı diyor ki:

-“KKTC ve TC Arasındaki Hukukî, Ticarî ve Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma, Tanıma ve Tenfiz, Suçluların Geri Verilmesi ve Nakli Sözleşmesi’nin 36. Maddesine göre geri verilmesi talep edilen kişi, istenilen ülkenin vatandaşı ise geri verilme talep kabul edilemez.

Dolayısı ile Şener Levent veya başka herhangi bir KKTC vatandaşının Türkiye’deki bir mahkemede verilmiş mahkumiyet kararı sebebiyle Türkiye’ye iade edilmesi ve/veya geri verilmesi mümkün değildir.”

Yani Şener Levent’i Türkiye’den “KKTC vatandaşlığı” mı koruyacak?

***

Levent’e Kıbrıs’ta yargılanıp beraat ettiği davada Türkiye’de bir yıl hapis cezası verildi.

Bu dava Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki hukuk sisteminin Türkiye tarafından tamamen dönüştürülmesinin parçasıdır.

-Hukuka göre bir kişi aynı suçtan iki defa yargılanamaz. “Ne bis in idem” ilkesidir bu.

Hem Kıbrıs’ta sömürge rejiminde hem Türkiye’de aynı dava iki defa görüldü. Sömürge rejiminde beraat, Ankara’da hapis cezası çıktı.

Bunun birinci anlamı şudur: Ankara “KKTC yargısını tanımam” dedi.

İkincisi, bu ceza Kıbrıslı yargıçlara çekilen bir ayardır.

Üçüncüsü, hiçbir sömürge sömürgeci anakaradan daha “adil” olamaz. Bu, “Türkiye’de olan her şey Kıbrıs’ta da olacak” ilkesidir.

Kermiya’da cami-saray-meclisten oluşan külliyenin ortasına Yüksek Mahkeme binası inşaatına başladı Türk işgal rejimi.

“Kıbrıslı Türk hukukçular” ise yeni mahkeme binası yapılmasına çok memnun oldular.

-Bugün Yüksek Mahkeme binasını yapan, yarın mahkeme kararlarını yazar. İtiraz edemezsiniz…

Şener Levent’in Lefkoşa’da beraat ettiği davanın Ankara’da açılmasının anlamı budur.

***

Kısa bir süre önce gazeteci Timur Soykan ekranda Halil Falyalı cinayeti üzerine şöyle dedi:

-“Cinayet Kıbrıs’ta işlendi ama dava neden İstanbul’da görüldü?”…

Bu soru, sömürgecinin bilinçli cehaletidir. Çünkü kendi malı olarak gördüğü sömürgeyi bilmek, öğrenmek ve araştırmak zorunda değildir. Çünkü sömürgeci her şeyi bilendir!

Sömürge tebaası sömürgecisini tanımak, araştırmak ve öğrenmek zorundadır. Çünkü üstün olan sömürgecidir!

Özel Harp Dairesi’nin bugünkü mafyatik uzantıları Türkiye’den Kıbrıs’ın işgal bölgesine gelerek Halil Falyalı’yı öldürdü.

40 bin Türk askerinin, İHA-SİHA’ların ve Sahil Güvenliğin çevrelediği işgal bölgesine teknelerle kaçak olarak girip çıktılar, kalaşnikof başta olmak üzere silah yığdılar ve cinayeti işleyip ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye geri döndüler.

Girne’deki mobese görüntülerini de Almanya’da yaşayan Türk gazeteci Erk Acarer yayınladı.

Timur Soykan soruyor:

-Cinayet Kıbrıs’ta işlendi ama dava neden İstanbul’da görüldü?

-Çünkü Kıbrıs’ın işgal bölgesi Türkiye’nin sömürgesidir.

***

Kıbrıs’ın işgal bölgesinde fiili olarak çifte hukuk uygulanır: Yerli Kıbrıslılar ile kimsesiz adi suçlular “bağımsız mahkemeler” tarafından yargılanırken, ayrıcalıklı Türklere ise “bağımsız yargımız” dokunamaz.

Organize suç ise yargılanamaz, çünkü Kıbrıs’ın işgal bölgesi organize suçun merkezi değildir. Transit geçtiği koridordur. Merkez Türkiye’de olduğu için “bağımsız Kıbrıs Türk yargısı” organize suçu yargılayamaz.

Bazen sabahları kalktığınızda Türkiye haberlerinde “Adana merkezli organize suç operasyonunda Girne’de bilmem kaç kişi tutuklandı” diye duyarsınız…

Çünkü gazeteci Bahadır Özgür’ün dediği gibi “KKTC aktarmalı” suçtan bahsedebiliriz ancak!

***

Velhasıl Kıbrıs’ın işgal bölgesinde çifte hukuk uygulanır: Kıbrıslılar ve kimsesizler “bağımsız mahkemeler”de yargılarken ayrıcalıklı Türklere ve yerleşimcilere mahkemeler dokunamaz.

Şener Levent’e Ankara diyor ki,

-TC-KKTC arasında “Suçluların Geri Verilmesi ve Adli Yardımlaşma anlaşması” var. Teslim ol!

İsmail Beşikçi Kürdistan’daki sömürgeci idareyi şöyle tanımlamıştı:

-“1990’da kararnamelerden söz ediliyordu. ‘Sömürgeler Kararnamelerle Yönetilir’ diyorduk. Şimdi, sömürge yönetimi, yasa, tüzük, kararname… hiçbir mevzuatla kayıtlı değildir, hiçbir mevzuata bağlı değildir. Tam anlamıyla keyfi bir yönetim egemendir”…

Türkiye aynı şekilde Kıbrıs’ın işgal bölgesini protokollerle yönetir yarım asırdır. Kendi kurduğu kukla rejim “KKTC” ile anlaşmalar yaparak, yani Türkiye kendi kendisiyle anlaşma yaparak Kıbrıs’taki sömürgeci politikalarına “meşruiyet” ve “rıza” üretir.

Bakın anlaşmanın altında kimin imzası var?

-Bir tane onursuz Kıbrıslı işbirlikçi!

-Boyun eğeceksiniz, çünkü sizden biri imzaladı!

***

Sedat Peker, Kutlu Adalı cinayetini gündeme getirdiğinde ‘Suçluların Geri Verilmesi ve Adli Yardımlaşma Anlaşması” uyarınca Sedat Peker, Atilla Peker ve Yarbay Korkut Eken hakkında tutuklama emri çıkarmış ve Ankara’dan talep etmiş kukla rejim “KKTC”…

Şimdi aynı “anlaşma” ile Şener Levent’e “teslim ol” diyor Ankara.

İsmail Beşikçi’nin dediği gibi:

-“Sömürge yönetimi, yasa, tüzük, kararname, hiçbir mevzuata bağlı değildir. Tam anlamıyla keyfi bir yönetim egemendir”…

Levent’e Ankara’da açılan dava ve verilen ceza Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki toplum mühendisliğinin bir parçasıdır.

About the author