Kıbrıs ve Filistin: Müzakere ve mücadele dersleri

Aziz Şah – Aşağıda okuyacağınız yazı İngilizce olarak Kıbrıslılar Birliği’nin üyesi olduğu Devrimci Parti ve Örgütlerin Enternasyonal Koordinasyonu (ICOR) tarafından yayınlanan “Filistin Dergisi”nde basılmıştır.

***

Kıbrıs ve Filistin hem iki komşu hem de aynı imparatorluklar tarafından (Osmanlı ve İngiltere) sömürgeleştirilen iki ülke olarak tarih, coğrafya ve kader birliği içindedir. Bu durum Kıbrıs ve Filistin’de sömürgeleşmenin yanı sıra direniş pratiklerinin de bileşik gelişmesine neden olmuştur.

Kıbrıs’ta 1931 isyanı ile Filistin’de 1936 ayaklanmasından başlamak üzere olaylar ve olgular birbirini tekrar ve takip eden farklı tempolarda gelişir.

Filistin’de 1948 işgalinden sonra yerinden edilen yaklaşık 700.000 insanın kaderini Kıbrıs’ta 1974 işgalinden sonra 200.000 insan paylaştı. İşgalden sonra yerlilerin yerinden edilmesinden başlayarak yürütülen yerleşimci sömürgeciliği yöntemleri bağlamında Kıbrıs’taki Türk sömürgeciliği ile Filistin’deki Siyonizm ikiz kardeştir.

İsrail ve Türkiye, Filistin ve Kıbrıs’taki işgalden önce uyguladıkları paramiliter terör yöntemlerinden başlayarak, işgalden sonraki toprak gaspı ve yerleşimci kolonizasyonuna kadar uyguladıkları yöntemler açısından ikiz kardeştirler. Yerlilerin topraklarını gasp ederken kullandıkları “iskân yasaları” dahi aynıdır ve benzer ırkçı özelliklere sahiptir.

Bu çerçevede Filistin’deki işgalin ikinci aşaması olan Haziran 1967’den sonra “Celile’nin Yahudileştirilmesi” (Yehud ha-Galil) planına karşı verilen mücadele ile Kıbrıs’ta 1974 işgalinden hemen sonra mültecilerin başlattığı Women Walk Home mücadelesini karşılaştırmakta fayda vardır.

Dördüncü Cenevre Konvansiyonu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin tanıdığı MÜLTECİLERİN GERİ DÖNÜŞ HAKKI Filistin özelinde BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı ile korunur.

20 Nisan 1975’te zorla yerinden edilen 30.000 Kıbrıslı kadının “Women Walk Home” adıyla işgal altındaki topraklara doğru başlattığı ve 1989’a kadar farklı yıllarda farklı sıklıklarla devam eden mücadelesi ile bugün Filistin’de “30 Mart Toprak Günü” olarak anılan 1976 yılında Siyonistlerin toprak gaspına ve kolonizasyon politikasına karşı başlayan mücadele MÜLTECİLERİN GERİ DÖNÜŞ HAKKInın bir savunmasıdır.

Hem Filistin’deki hem Kıbrıs’taki bu mücadeleler hem “şiddetsiz eylem”in hem de “birleşik cephe”nin birer örneğidir. Siyonist terörün 1967’den sonra “Celile’nin Yahudileştrilmesi” adıyla devreye koyduğu plana karşı kurulan “Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe” Siyonist olmayan Yahudilerin, Komünist Parti ve komünist olmayan Filistinlilerin katıldığı bir oluşumdu. “Women Walk Home” ise Kıbrıs’ta Türk işgali sırasında yerinden edilerek çadırlarda yaşamaya zorlanan kadınların uluslararası çapta örgütlenerek başlattıkları bir mücadeleydi.

Bu “şiddetsiz eylem” Filistin’de Siyonist terörü, Kıbrıs’ta ise Birleşmiş Milletler askerleri ile işgalci Türk ordusunun güçbirliğini karşısında buldu.

1974’te Türk ordusu Kıbrıs’ı işgal ettiğinde 3 kişiden 1’ini evsiz bıraktı. 20 Nisan 1975’te 30.000 Kıbrıslı mülteci kadının işgale karşı başlattığı “Women Walk Home” mücadelesi 1989’a kadar yüzlerce kadının tutuklanmasına kadar sürdü. Her seferinde BM askerleri ve Türk ordusu Kıbrıslılara karşı güçbirliği yaptı.

1975’ten 1989’a kadar süren uzun mücadelenin sonucunda Türkiye AİHM’de açılan Titiana Loizidou davasında işgalci olarak mahkum oldu. Buna karşın Women Walk Home mücadelesi sözde BM gözetiminde “barış görüşmeleri”ndeki “olumlu hava”yı baltalıyor denilerek işgal altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin liderliği tarafından engellendi.

Burada karşımıza önemli bir nokta çıkar: Sömürge ve işgal sorununun çözümünde BM’nin rolü devrimci mücadele ile ters orantılıdır.

Kıbrıs’ta işgalden sonra 1974 Temmuz-Ağustos’unda başlayan Cenevre görüşmelerinden 2000’lerin başındaki Annan Planı’na ve 2017 Crans Montana sürecine gelinceye kadar mücadelesiz “müzakereler” savaş suçlarının ve insanlığa karşı işlenmiş suçların meşrulaştırıldığı süreçlerdir.

Bu bağlamda Filistin’de ihanete dönüşen Oslo süreci ile Kıbrıs’taki Annan Planı toprak gaspının ve yerleşimci kolonizasyonunun işgal tarihinde zirveyi gördüğü noktalardır. En çok toprak kolonizasyonu müzakere süreçlerinde ve sonrasında gerçekleşti. Kıbrıslılar ve Filistinliler mücadele ettiklerinde değil, ABD ve BM gözetiminde “müzakere” ettiklerinde toprak kaybettiler.

1976’da Filistin’deki işgal rejiminin Celile’de 75.000 dönüm toprağa el koyduğunu ve 20.000 dönüm toprağa daha el koyacağını açıklaması üzerine patlak veren mücadelede “30 Mart toprak günü” ortaya çıktı.

30 Mart Toprak Günü’nün yıldönümünde 2018’de Filistinlilerin başlattığı “Geri Dönüş Yürüyüşü” yaklaşık 2 sene sürdü. Yüzlerce kişi öldü ve sakat kaldı. Filistinlilerin şiddetsiz yürüyüşüne karşı Siyonist terör örgütünün uyguladığı şiddetten Filistinlilik-Filistin milliyetçiliği çerçevesinde birleşen Marksist-Leninist, İslami ve Sol 12 direniş örgütünün oluşturduğu “Filistin Direniş Gruplarının Ortak Operasyon Odası” ortaya çıktı.

7 Ekim 2023’ten sonra 15 ay boyunca tarihin en çok belgelenmiş soykırımına karşı İzzeddin el-Kassam Tugayları (Hamas), Ebu Ali Mustafa Tugayları (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi), Kudüs Tugayları (İslami Cihad) başta olmak üzere 12 direniş örgütünün oluşturduğu birleşik cephe örneği bütün ezilen uluslar için önemli bir modeldir.

Filistinlilik ve Filistin milliyetçiliği temelinde birleşen direniş, Kıbrıslılık ve Kıbrıs milliyetçiliği temelinde mücadeleyi savunan bizler için de bir pusuladır.

About the author