
Aziz Şah – TC işgal rejimi 19 Temmuz’da beş Kıbrıslı Rumu rehin aldı…
Andreas Kyprianu, Annie Kyprianu, Niki Gregoriou, Antonis Louca ve Gregory Gregoriou…
Annie hanımın babasına ait Trikomo’daki toprakları ziyaret ettikten sonra işgal rejimi tarafından esir alındılar.
Ve Kıbrıs’ta toprak gaspı sorununa yön verecek bir “dava”nın tutsağı oldular!
Beş Kıbrıslı Rumun davasının çok ciddi hukuki ve siyasi sonuçları olacak.
Bugüne kadar Kıbrıs’ta “mülkiyet meselesi” diye adlandırılan toprak gaspı konusu 1974’te Türk ordusu tarafından zorla yerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların özellikle AİHM’de açtığı davalarla şekillendi.
19 Temmuz günü Türk işgal rejimi tarafından esir alınan beş Kıbrıslı Rumun davasıyla toprak gaspı meselesi yeni bir boyuta taşındı.
Gasp edilmiş olan toprağını satmak için 2022’de Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran Annie Kyprianu ve beraberindekileri esir alarak işgal rejimi AİHM kararları ile olan göstermelik ilişkisini ortadan kaldırdı.
Defalarca yazdım:
Taşınmaz Mal Komisyonu, emperyalizminin Türkiye’ye bir armağanıdır. Kıbrıs’ta toprak gaspına dayalı işlediği savaş suçlarını meşrulaştırma aracıdır. Yerlilerin zorla yerinden edildiği silah zoruyla gasp edilmiş toprağın %10’un altında bedelini ödeyerek satın alınmasıyla işgalin yasallaştırılması ve uzun vadede iki devletli çözümün gerçekleştirilmesi demektir Taşınmaz Mal Komisyonu!
Kim ki Taşınmaz Mal Komisyonu’nu savunur, iki devletli çözümü savunur!
Taşınmaz Mal Komisyonu “parasını ödeyerek işgali yasallaştır” derken Türk işgal rejimi süngüyle aldığı toprağa para ödemek istemiyor:
1974’te zorla yerinden edilen ikinci kuşak bile 70 yaşına geldi. İşte, Trikomo’da esir alınan beş Kıbrıslı Rum: 60-70 yaş aralığında, çocuklarıysa benim akranım…
İşgal rejimi “zaman”a dayadı sırtını. Taşınmaz Mal Komisyonu “parasını ödeyerek işgali yasallaştır” derken işgal rejimi 1974’te çocuk olanların ölmesini bekliyor. Onların çocuklarının da “beytambal kalsın bu lanetli toprak” demesini istiyor…
Bu dava yalnızca insanlık onuru ayaklar altına alındığı için değil, işgal rejiminin göze aldıkları itibarıyla çok ciddidir!
Bu dava, hukuki ve siyasi dönüşümün kilometre taşıdır…
İşte bu yüzden sahtekâr “barış gazetecileri”, AB-ABD fonlamadığında sesi kesilen “sivil toplum ve aktivistler”, “iki toplum-iki bölge”ci liberaler ve Kıbrıs sorunu borsasının spekülatör “uzman”ları ortadan kayboldu. Çünkü konu ciddi!
2022 yılında Google’da bulabileceğiniz 5 adet fotoğraftan dolayı Andreas Soudjis esir alındığında da mahkeme salonundaydım. O günü de gördüm, bugünü de gördüm…
3 sene var arada… Çok değil!
Andreas Soudjis esirken susanlar, bugün de susuyor.
Andreas esir alındığında mahkeme salonuna gelen gazeteler 14 saat süren duruşmaya bir muhabir göndermediler…
Sahtekâr barışçıların sahtekârlığının katmerlenmesinin ötesinde 3 sene öncesiyle bugünün daha önemli bir farkı var.
3 sene önce Andreas Soudjis’in duruşmalarında gördüğüm mahkeme ile bugün beş Kıbrıslı Rumun duruşmasında gördüğüm mahkeme aynı değildi.
Tek bir cümle ile: Beş Kıbrıslı Rumun duruşmasında kendimi polisin ve savcının davranış, üslup ve hukuki yaklaşımından dolayı Türkiye’de bir mahkemede hissettim!
Üç sene önce mahkeme ortamı bu kadar gergin değildi.
Hatta o günlerde, Andreas hakkında daha çok yalan haber yapılmıştı: “Casusluk tesisatı kurdu” diye vermişti TAK haberi…
Üç sene önceki notlarım duruyor… Andreas için yazdığım yazılara baktım… Daha çok insani şeyler yazmışım. Mahkemede savcının ve polisin söyledikleri üzerinde pek durmamışım. Sadece karar okunurken “ceza caydırıcı olmalı” lafına takılmışım…
Şöyle yazmışım Andreas Soudjis için:
-“Andreas’ı getirdiler Askeri Mahkeme’nin hücresine koydular, pencerelerini sıkı sıkı kapattılar. Havalandırmasız bir hücrenin içinde tek başına… Bir polise rica ettim ‘açın hücresinin penceresini hava alsın’ diye, açmadı… Andreas’ın arkadaşlarından Lisili bir diğer mülteci, ‘bunca yıllık avukatım, böyle şey görmedim’ diyor, ‘havalandırmasız hücre olmaz’… ‘Kalp hastası, hava alamıyor’ derken yüzündeki endişeyi görüyorum… Bir daha rica ediyorum başka bir polise, açıyor avuç içi kadar olan pencereyi… Andreas’ın kızı geliyor, bir aydır babasını görmemiş. Gözyaşlarına boğuluyor kızı, babası kızının pencereden sığan parmacıklarından öpüyor”…
3 sene geçti üzerinden.
Bu defa bir değil, beş Kıbrıslı Rum esir var…
-“Kalbim dinamit kuyusu” der Ahmed Arif, vallahi dinamit kuyusu. Öyle gergin-di ki mahkeme, patladı patlayacak…
Kıbrıs’ta yavaş hızlı bir kelimedir. Üç sene çok kısa bir süredir…
Polisin ve savcılığın tavrına baktığım zaman 3 senelik değil, 30 senelik değişim yaşandı!
“Son kale”niz yellenme ile çöktü…
