Ortası yok: Ya İTEM Yasası ile hırsızlık ya 303A Ceza Yasası ile adalet!

Aziz Şah – Fileleftheros gazetesinin 9 Ağustos’taki başyazısı işgal bölgesinde çok yankı uyandırdı.

İlk defa yazmadı Fileleftheros bu yazdıklarını:

-“Kıbrıslı Türkler seçim yapmak zorundadır: Ya ortak vatan için ortak mücadele ya da Türkiye’nin işgali”, “ya işgalin avantajları ya Kıbrıs Cumhuriyeti’nin avantajları”, “yabancı bağımlılıkların olmadığı normal bir ülke”, “işgale karşı Kıbrıslıların ortak mücadelesi” ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türkleri kucaklaması”…

Gazete bugüne kadar defalarca yazdı bunları…

Fileleftheros’un başyazısı manipüle edileceği bilinerek cümle cümle tartılarak yazıldı.

***

Özel Harp Dairesi’nin halkla ilişkiler şubesi olarak çalışan “Kıbrıs Türk Basını”nın görevi ise manipüle etmektir.

Beş sene önce kendi televizyonu ve gazetesi olan bir kumarhane patronu hakkında yazdığım yazıda şöyle demiştim:

-“Ne kadar pislik varsa, onu örtmek için o kadar gazete ve ekran gerekir!”

Beş senede çok şey değişti…

Medya artık pisliği örtmekle kalmıyor, pisliğin oluşum sürecinin içerisinde aktördür!

7-8 sene önce bir inşaat şirketinin reklam bölümünde çalışan bir dostum parayla nasıl haber yaptırdıklarını anlatmıştı:

-“Gazeteyi arıyoruz, parayla haber yaptırmak istediğimizi söylüyoruz. Haber şeklinde çıkıyor reklamımız. Gazetelerde bunun için özel birim var” demişti…

Bugün durum değişti: Her inşaat şirketinin ve mafya çetelerinin birkaç tane medyası var. Sosyal medyada sözcüleri var…

Mahkemede Simon Aykut’un bir haber ajansının sahibine “sana güveniyorum” diyerek başını nasıl okşadığını gözlerimle gördüm. Sonra da yalan haberlerini okudum…

Hatta bu medya kuruluşlarında yayın politikasına aykırı-ymış gibi görünen “halkın sevdiği” ve “muhalif” isimleri de vitrine koyarlar pisliği meşrulaştırmak için.

***

İşte bu yüzden sinir uçlarımıza dokunan her konuda Özel Harp Dairesi’nin, inşaat şirketlerinin ve mafya çetelerinin medyası tek bir ağızdan konuşur.

Bugün 14 Ağustos, 19 Temmuz’dan beridir Türk işgal rejimi tarafından rehin tutulan beş Kıbrıslı Rumun askeri mahkemede duruşması var.

Trikomo’da kendi topraklarını ziyaret ederken kaçırılan Annie Kyprianu ve beraberindekiler mahkemede “casusluk”la suçlanmadı!

21 saate yakın duruşma yapıldı. Mahkemenin getirmediği suçlamayı, medya getirdi!

Bir görsel, iki satır yazı ile “casusluk suçlaması”…

İşgal rejiminde “halkla ilişkiler” bu kadar!

***

Fileleftheros, “Ortak yol ve apaçık gerçekler” başlıklı başyazısını esir alınan beş Kıbrıslı Rumdan yola çıkarak yazdı.

Şöyle başlıyor yazı:

-“İşgal altındaki bölgelerde Kıbrıslı Türklerin, işgalci rejim tarafından beş Kıbrıslı Rumun kaçırılmasına yönelik tepkilerini takip ediyoruz. Tepkiler çok fazla değil, ancak biz bunları önemli buluyoruz. Özellikle de demokrasi ve özgürlüğün olmadığı, işgal ordusunun her şeyi kontrol ettiği işgal altındaki bölgede ortaya çıktıkları için. Bu nedenle, bu tepkilere olumlu yaklaşmaktan başka çaremiz yok”…

Fileleftheros kelimelerini tartarak nezaketle ve dikkatle yazıyor. Ama düz vatandaşın sosyal medyada verdiği tepki dışında elle tutulur siyasi-hukuki hiçbir tepki yoktur.

Kalem tutan kesimin verdiği tepki ise küstahçadır:

-“İki taraf da hukuku siyasallaştırdı, onlar Simon Aykut’u aldı, biz de 5 Rumu aldık, rehine siyaseti karşılıklıdır”!

Silah zoruyla gasp edilmiş toprakların üzerine savaş suçu işleyerek 10 bin konut inşa etti Simon Aykut…

Silah zoruyla toprağı gasp edilen, 14 yaşında kendi vatanında göçmen olan Annie Kyprianu ise kendi topraklarını ziyaret ettiği için esir alındı…

Utanmadan işgalci Simon Aykut’un tutuklanması ile toprağı işgal edilen Annie Kyprianu’nun rejim tarafından rehin alınmasını mı kıyaslıyorsunuz?

Bu küstahlıktır!

İşgalci ile işgal edileni kıyaslayamazsınız.

Simon Aykut Kıbrıs’ın işgal bölgesinde toprak kolonizasyonuna başladığında kurduğu şirketin adı AFİK’tir. İsrail’in işgal ettiği Suriye’nin Golan Tepeleri’ne kurduğu ilk yasadışı yerleşim biriminin adıdır AFİK. Ne yaptığının o kadar bilincidedir Aykut!

Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına göre toprak gaspından tutuklanan Simon Aykut ile Türk işgal rejimi tarafından toprakları gasp edilip üzerine yasadışı yerleşim birimi kurulan Annie Kyprianu’nun rehineliğini kıyaslayarak “bu karşılıklı rehine siyasetidir” ve “iki taraf da hukuku araçsallaştırdı” diyemezsiniz!

İşte liberal-federalist kesimin sahtekârlığı buradadır…

Eşitsiz güçleri karşılaştırarak “tarafsızlık” oyunu oynayamazsınız: Toprağı işgal edilen ile işgalci gücü kıyaslayamazsınız.

***

Fileleftheros başyazısının sonunda şöyle diyor:

-“Kıbrıslı Türkler Türkiye’nin egemenliği altında kalmaya devam mı edecekler, yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte yol mu alacaklar?

Türkiye’nin işgalinin getirdiği avantajlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin getirdiği avantajlar bir arada var olamaz…

Bu nedenle Kıbrıslı Türkler bir seçim yapmak zorundadır: Ortak vatan için ortak yol mu, yoksa Türkiye’nin işgali mi?”

***

Her zaman dediğimiz gibi:

-Ya Kıbrıs Cumhuriyeti ya Türkiye!

Hem silah zoruyla gasp edilen toprakları İTEM Yasası ile “eşdeğer” adı altında satmayı savunup hem de Kıbrıs Cumhuriyeti’nde hak iddia edemezsiniz…

-Ya İTEM Yasası ile hırsızlık ya 303A Ceza Yasası ile adalet!

Ortası yok…

Ya işgal rejiminin buldozeri ve betonmikseri, toprak gaspçısı Simon Aykut’lardan yanasınız, ya da toprakları gasp edilen Annie Kyprianu’lardan yana!

Ortası yok…

About the author