Kıbrıs Cumhuriyeti kimsenin “anasının ak sütü” değildir!

Aziz Şah – Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü olan 16 Ağustos’ta Tufan Erhürman Karpaz’a gitti…

Türk ordusunun 1974’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgalinden sonra, yerlileri kovarak Karpaz’a yerleştirdiği Türkiyeli yerleşimcilere hitaben bir konuşma yaptı.

Yerleşimcilere “Kıbrıs Cumhuriyeti’nden haklar” vadetti ve savaş suçlarının yasallaşacağının sözünü verdi.

***

Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgalinden bir sene sonra, BM’nin 9 Haziran 1975 tarihli raporuna göre 182.000 Rum zorla yerinden edilmişti, 20.000 Rum ise çoğunlukla Karpaz’da olmak üzere kuzeyde kalmıştı.

Bu 20.000 yerli insan evlerinde yaşarken Türkiye’den yerleşimci nüfus taşınmaya başlanmıştı.

İçinde insan yaşayan evlere yerleşimci taşıdılar. Sahiplerini kovarak gasp edilen evlerde yaşayanlara şimdi seçim konuşması yapıyor Tufan:

-Beni seçin ki bu hırsızlığı yasallaştırayım. Karpaz’a Rumların geri dönmemesi için mücadele edeceğim!

Çünkü toprağın esas sahipleri evlerine dönerse bir sorun çıkar ortaya:

-Hırsızlara ne olacak?

***

23 Ekim 2005’te “Kıbrıs” gazetesinde yayınlanan yazısında Tufan Erhürman Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde çözüme neden karşı çıktığını şu şekilde açıklar:

-“Onbinlerce Türkiye kökenli KKTC vatandaşının yaşamakta oldukları evlerden ve topraklardan sökülüp Türkiye’ye gönderilmesinin gündeme gelmesidir” çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş!

Buna karşı Tufan’ın ve federalistlerin çözümü nedir?

-Hırsızlığın ve savaş suçlarının yasallaşması!

Evinden kovulan kovulduğuyla kalacak, hırsız ise gasp ettiğiyle…

İşte, Tufan Karpaz’daki yerleşimcilere bunu vadetti…

***

1975’te 20.000 Kıbrıslı Rumun yaşadığı Karpaz’da 2025’te Tufan Erhürman seçim kampanyası yapıyor…

20.000 kişiden geriye bugün yaklaşık 200 kişi kaldı.

Tekrar ediyorum: 1975’te 20.000 Kıbrıslı Rum evlerinde yaşarken onların evlerine Türkiye’den yerleşimciler taşınmaya başlandı…

İçinde insan yaşayan evlere yerleşimci taşıdılar!

Şimdi seçim kampanyası yapıyorlar…

***

İşgal edilmiş Filistin’de yerleşimci sömürgeciliğinin sembolü olan bir Yakup vardır. 2021’de New York’tan gelip Kudüslü Muna el Kurd’un evini gasp eder…

Bu işgalci hırsızın ağzından çıkan bir söz bugün yerleşimci sömürgeciliğinin tanımı olarak kullanılır bütün dünyada:

-“If I don’t steal it, someone else is gonna steal it” der Yakup.

Google’a bu cümleyi yazarak Yakup’un hırsızlık videolarını izlemenizi tavsiye ederim.

Tufan’ın Siyonist versiyonudur Yakup!

Jacob Fauci’dir bu yerleşimcinin adı. New York’tan gelir ve Muna el Kurd’un Kudüs’teki evini gasp eder.

Muna ona der ki, “Sen benim evimi çalıyorsun”…

Yakup ise şöyle cevap verir:

-“Ben çalmazsam bir başka yerleşimci gelip çalacak”… 

Tufan ile Yakup arasındaki fark şudur: Yakup toprağın ve üzerindeki herşeyin kendisine emlakçı Tanrı tarafından verildiğine inanır. Tufan ise etnik temizlikle insanları evlerinden ve topraklarından kovarak gasp edilen mülkerin yasallaştırılmasını savunur.

-Hırsızlığın yasallaştırılmasını savunur!

Ama bir kere yasadışı olan her zaman yasadışıdır: Yasallaştırılamaz!

Şubat ayında Kıbrıs Barolar Birliği uluslararası hukuk konferansı düzenledi. Prof. Malcolm Evans geldi, ben de katıldım Kıbrıslı avukatların bu toplantısına. Profesörün konuşmasının tek bir cümlelik özeti vardı:

-Uluslararası hukukta bir kere yasadışı olan her zaman yasadışıdır ve yasallaştırılamaz. Savaş suçu her zaman savaş suçudur ve yasallaştırılamaz.

***

Biz bu adanın yerlileri olarak Türk işgalinden dolayı Cumhuriyet’teki haklarımızdan faydalanamazken Tufan Erhürman yasadışı yerleşimcilere “Kıbrıs Cumhuriyeti’nden haklar” vadetti ve savaş suçlarının yasallaşacağının sözünü verdi…

Müzakere masasına oturduğunda Türkiyeli yerleşimcilerin haklarını masaya koyacağını söyledi.

Masa da masaymış ha, adam masaya 85 milyon Türkiye’yi koydu, masa bana mısın demedi!

Bugüne kadar “karma evliliklerden doğan çocuklar” diyerek yerleşimci kolonizasyonu konusunda manipülasyon yaptı federalistler…

Kıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşlık Yasası’nı, Avrupa Komisyonu kararlarını, Yüksek Mahkeme kararlarını, BM’nin Vatansız Kişiler Hakkında Uluslararası Sözleşmesi’ni sistematik olarak çarpıtıp yalan söyledi en başta Niyazi Kızılyürek olmak üzere federalistler!

Biz de söyledikleri bu yalanları deşifre ettik ve ürettikleri şovenizmle mücadele ettik…

Tufan aynı yalanları tekrar etti Karpaz’da:

-“AB pasaportu ananızın ak sütü gibi helaldir” dedi.

***

Bir federalist çıkar der ki:

-“Ailem anamızın ak sütü gibi helal malını sattı Simon Aykut’a” işgal rejiminin İTEM Yasası’yla!

Diğer federalist çıkar yerleşimcilere der ki:

-“AB pasaportu ananızın ak sütü gibi helaldir”…

Ananızın sütünden kesilmediğiniz sürece esaret devam edecek!

İşgal rejiminin İTEM Yasası ile gasp edilmiş Rum malı da, işgal altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti de kimsenin “anasının ak sütü” değildir!

About the author