
Aziz Şah – Günlerden 21 Ağustos, saat 17.00 suları…
19 Temmuz’da esir alınan Andreas Kyprianu, Annie Kyprianu, Niki Gregoriou, Antonis Louca ve Gregory Gregoriou’nun Askeri Mahkeme’deki duruşmasındayız.
Duruşmanın dördüncü saati…
İskemlede oturmaktan kıçım kurudu…
Kimisi prostat, kimisi kalp, kimisi şeker, kimisi sırt, kimisi tansiyon sorunları yaşayan beş Kıbrıslı Rum savaş esiri ise bir oturuyor bir kalkıyor. Yüzlerinden farklı ağrılar ve duygular okunuyor.
Yargıç “istediğinizde oturup kalkabilirsiniz ama oturma sıranızı değiştirmeyin” diyor.
14 saatlik duruşmada izledim onları, ağrılarını ve mimiklerini tanıdım. Ne hissettiklerini yüzlerinden okuyorum…
-Öfkelenmiyorlar, hiç öfkelenmiyorlar!
Kendi topraklarını ziyaret ettikleri için “mülke tecavüz”den yargılanıyorlar.
-Yüzlerinde öfke yok…
Kendi vatanlarında bir sokağın, bir caddenin, bir şehrin bir yarısından diğer yarısına “kimlik” göstererek geçiyorlar.
-Öfkelenmiyorlar…
İşgal rejimi,
-“Arabada 5 kişi vardı, bir tanesi kimlik vermedi, diğerleri de yardım etti” diyerek hepsini tutukluyor.
Yargıç soruyor: Suçunuzu kabul ediyor musunuz?
-Kabul etmiyoruz, derken bile öfke yok yüzlerinde.
Esir tutulan beş Kıbrıslı Rum öfkelenmiyor ama kızlarının yüzünde endişe var.
***
Öfkelenmiyorlar üstüne üstük gülümsüyorlar.
İçlerinde en mizahi tarafı olan Antonis Louca, 70’ine merdiven dayamış. Bir dönem İngiltere’de yaşadığı için de olabilir mizahi tarafı ağır basıyor…
Hem hayatla dalga geçiyor hem kendi kendisiyle.
Mahkemede ifade vermiyor da sanki meyhanede muhabbet ediyor…
Yanında Yunanca tercüman duruyor, o ise İngilizce konuşuyor!
1 Ağustos’taki duruşmada hastalıklarını sıralamaya başlamıştı:
-Tansiyon, diyabetik, prostat, kalp ritmi bozukluğu, astım…
Sonra durdu, “hepsini sayıp vaktinizi almayım” dedi…
Sabah 9-10 gibi başlayan duruşmada gece saat 11’e doğru avukatın “Antonis’in ilaç saati geldi” demesiyle polisin getirdiği bir lenger ilacı gördüğümde ne demek istediğini anladım.
Şöyle demişti Antonis Louca 1 Ağustos’ta mahkemedeki ifadesinde:
-“Belki hayatımda 1-2 ay kaldı, belki 1-2 yıl… Hayatımın sonundayım”…
Bunu duyan Savcı hemen atıldı:
-“İşte bu yüzden tutuksuz yargılanırsanız kaçacaksınız”!
Cevap verdi Antonis:
-“Kaçarak riske girmem!”
Savcı’nın istediği oldu. Tam 20 gün sonra tutuklu yargılandıkları davada ilk duruşmada oturuyoruz…
***
21 Ağustos’ta Askeri Mahkeme’de duruşmanın dördüncü saati, savcılığın üçüncü polis tanığı konuşuyor, herkes “hade bitsin da gidelim” ruh halinde…
Saatlerce Akyar kapısındaki “askeri yasak bölge” tabelalarını gösterdiler “delil” olarak!
“Tabela cumhuriyeti” denir ya…
Mahkemede rejimin delili “askeri yasak bölge” tabelaları!
Sonra arabanın çekilmiş fotoğraflarını gösterdiler. İçi görünür müydü, görünmez miydi? Saat kaçta ve nerede çekildi? Güneş açısı nasıl olmalıydı fotoğraf çekilirken!
-Akın var akın güneşe akın, diye ayağa kalkası geliyor insanın!
Pek tabii, beş Kıbrıslı Rumun kapıdan geçişini gösteren kamera görüntüsünü gösteremediler… Çünkü Nisan ayından beridir kapıdaki kameralar bozukmuş ve anladığım kadarıyla onarmaya da niyetleri yok.
Akyar kapısında 4 aydır kamera bozuk-muş. Ve rejim bu durumdan rahatsız değil…
-Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
-Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine?
Yok arabanın fotoğrafını o açıdan neden çektiydin de bu açıdan neden çekmediydin diye tartışıldığı sırada…
Bir an tutuklularla ilgilenen kadın polis hareketlendi…
Antonis’in yanına gitti. Fıs fıs konuşuyorlar…
Yargıç bu duruma kızdı: Ne oluyor orada?
Antonis Louca’nın orta parmağı aniden morarmış.
Antonis gülerek “Diyabetim var” diyor…
Yargıç “İlaç almanız mı gerekiyor?” diye soruyor.
Antonis gene gülerek “Eee zaten bitiyor, gidince içerim” diyor. İnsan Hakları Sözleşmesi askıda bekliyor…
Dedem şekerden öldü. Anneme sordum önce…
Nedir diyabetlerdeki parmak morarması?
Google diyor ki:
-“Şeker hastalarının parmaklarının kararmasının ana nedenleri kan dolaşımındaki bozulma ve sinir hasarıdır. Kontrolsüz diyabet, zamanla damarlarda ve sinirlerde hasara yol açar, bu da parmaklarda morarmalara, gangrene ve enfeksiyonlara neden olabilir. Bu durum, genellikle his kaybı, uyuşma ve karıncalanma ile birlikte seyreder ve acil tıbbi müdahale gerektirir”…
Antonis’in doğası mizahi olabilir. Ama en başta yaşam hakkı olan temel insan hakları mizahı kaldırmaz…
Mizah yazdık diye yargılanırız ama mahkemede mizahi duran adama bir şey olursa sorumlusu sizsiniz!
Eli moraran bir şeker hastası oturuyor mahkeme salonunda ve biz polisin çektiği “askeri yasak bölge” tabelasına bakıyoruz “delil” diye!
Ve duruşmanın sonunda Savcı müjdeyi veriyor:
-Savcılığın tanıkları arasında askeri personel var!
Olmasa zaten rejimin fotoğrafı tamamlanmazdı…
***
Antonis’in moraran parmağı Kıbrıslı Türklerin moraran geleceğidir. Gangren olmuştur ve kesilip atılacaktır…
