
Aziz Şah – 29 Ağustos 2025, Lefkoşa’da Askeri Mahkeme’deyiz.
Yargıç duruşmaya ara vermiş…
Trikomo’daki arazilerin sahibi olan Annie Kyprianu’nun eşi Andreas’a,
-“Sizi nerede ve nasıl tutukladılar?” diye soruyorum…
Boğaz’dan Trikomo’ya giden yolu tarif ediyor.
Trikomo’da mahkemenin ve Bekirpaşa Lisesi’nin olduğu caddeye dönen trafik ışıkları vardır.
O ışıklara gelmeden önce, Boğaz’dan Trikomo’ya giden yolda 5-6 polis aracı önlerini kesti ve arkalarını çevirdi.
Yolda arabayla gittikleri sırada bu şekilde rehin alınmışlar…
Yok “suç üstü yakalandılar”…
Yok “site sakinlerinin şikayeti üzerine tutuklandılar”…
İşgal rejiminin, inşaat şirketlerinin ve mafya gruplarının tasmalı medyası “ellerinde haritalarla metro ile ölçüm yaparken casuslar suç üstü yakalandı” diye vermişti haberi.
Polis önce beş Kıbrıslı Rumu esir aldı…
Sonra da site sakinlerini arayarak şikayetçi olmalarını istedi!
Yani, beş Kıbrıslı Rumun rehin alınması sürecinde polisiye ve hukuki süreç tersinden işledi:
25 sene önce Denktaş’ın casusluk kumpasında Başsavcı’ya dediği gibi:
-“Delil yoksa delil bul”…
***
Trikomo’daki 14 tapulu arazinin sahibi olan Annie Kyprianu’nun eşi Andreas’a nasıl tutuklandıklarını sorduktan sonra,
-“Metro var mıydı?” elinizde diyorum. Gülüyor…
-“Sitede kimse ile göz göze geldiniz mi?” diyorum. O da yok…
-“Son 10 yılda en az 20 defa gittik biz oraya” diyor Andreas.
Rutinleriymiş…
-“Ne zaman Trikomo’ya gitsek birkaç dakikalığına uğrardık” diyor.
***
Andreas’ı dinlerken 1 Ağustos’ta 14 saat süren duruşmada Savcı ile Annie Kyprianu arasında geçen diyalog geliyor aklıma…
Çok agresifti savcı. Tutuklu yargılanmalarını sağlamak için hastalıklarını küçümsüyor ve kefalet şartlarının hepsine karşı “kaçacaklar” diye argüman üretiyordu…
Savcı gerdikçe geriyordu sinirleri. Hatta Kıbrıslı Rumlara kefil girmek isteyen Kıbrıslı Türklerden bir tanesine:
-“Tansiyonu yükseltecekseniz yükselteyim” demişti…
Tam da o gergin ortamda Savcı Annie Kyprianu’yu sorgularken “Ne için gittiniz Trikomo’ya?” diye sordu.
Annie hanım, “Babamın tarlasını görmeye gittik” dedi…
Savcı, “Niçin görecektiniz” dedi…
Annie hanım, “Atadan kalma toprağı görmek kötü bir şey midir?” diye sordu.
***
Annie Kyprianu “Atadan kalma toprağı görmek kötü bir şey midir?” derken annemi dinliyorum sanki…
Annie’nin sözü üstüne fotoğraf sanatçısı dostum Stefanos Kouratzis’in Mağusa-Varoşa kitabının adı çakıyor beynimde: “The Algos of Nostos”…
Annie’ye o gün mahkeme avlusunda sordum nereli olduğunu:
-“Esas Varoşa Varoşalıyım… Evimi göremiyorum, kapalı bölgededir” dedi.
Sözde açtılar ya Varoşa’yı. Annie’nin evi açılmayan bölümde kaldı…
Bu yüzden aklıma Stefano’nun kitabı geldi. İki kız kardeş olan Despo ile Eleftheria’nın Varoşa’nın açılan bölümündeki yürüyüşünü fotoğraflayıp kitaplaştırdı sanatçı dostum Stefanos Kouratzis.
Kitabın adını da, “The Algos of Nostos”, yani “Geri Dönüşün Acısı” koydu…
Trikomo’da esir alınan beş Kıbrıslı Rumun yargılandığı davaya bir başlık atacak olsam “The Algos of Nostos” derdim.
Aynen Despo gibi Varoşalı olan ve aynen Despo gibi işgal sırasında 14 yaşında evinden kovulan Varoşalı Annie’nin geri dönüşünün acısı, “Algos of Nostos”u…
Annie Kyprianu’nun “Atadan kalma toprağı görmek kötü bir şey midir?” sorusu mahkeme zabıtlarında bir “Algos of Nostos” olarak duruyor.
Zaman zaman yargıç “Yüksek sesle konuşun zabıtlara geçsin” diyor. Geçti, merak etmeyin…
***
Merak mı ediyorsunuz, mahkemede işgal rejiminin tanıklığını yapan polis, asker ve sivil hizmet görevlileri ne demiş?
Zaman zaman gülüyoruz mahkeme salonunda tanıkların maskesini takan rejimin haline.
Güldüğümüz trajedinin ortasındaki egemenlerin rezilliğidir.
Avrupa Komisyonu, işgal rejiminin “sahte devleti”ni ve “sahte yargısı”nı tanımıyoruz dediğinde nasıl da paniğe kapıldı gaspçılar öyle…
En çok kimlere acıyorum bilir misiniz?
-Dünyaya rezil olduk, diyenlere.
5 Kıbrıslı Rumun esaretinde kurulacak son cümle bile değildir bu…
Kendi toprağını ziyaret ettiği için Türk işgal rejimi tarafından esir alınan beş Kıbrıslı Rumun kumpas davasında hâlâ “dünyaya rezil olduk” diyorsanız, etnik bencilliğinizle kendinizden başkasını düşünmediğiniz içindir. Kıbrıslı olamadığınız içindir. Ve hâlâ işgalci efendinin suçunu üstlendiğiniz içindir…
***
19 Temmuz’dan beridir aldığım her notu yazmam mümkün değil.
1 Ağustos’ta 14 saat süren duruşmada Annie Kyprianu savcıya,
-“Atadan kalma toprağı görmek kötü bir şey midir?” diye sordu.
27 Ağustos’ta Yüksek Mahkeme’de Yargıç soruyor Savcı’ya:
-“Neden tapu bilgilerini emare olarak sunmadınız?”
Diğer bir Yargıç ise, “Bu 14 tapu bilgisinin Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu ilk kez duyuyoruz” dedi.
Annie’nin savcıya sorduğu soru ise tapunun kendisidir:
-“Atadan kalma toprağı görmek kötü bir şey midir?”
29 Ağustos’ta Annie mahkemenin giriş kapısında polise ne sordu bilir misiniz:
-“Kızıma sarılabilir miyim?”
Şimdi siz, “dünyaya rezil olduk” diye gaile çekin etnik kafatasçılığınızla…
