
Tüm etnik kökenlerden Kıbrıslıların ortak örgütlenmesi olan Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi, 19 Ekim’de Kıbrıs’ın işgal bölgesinde yapılacak olan “KKTC Cumhurbaşkanlığı” seçimi üzerine basın açıklaması gerçekleştirdi.
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi, işgal karşıtı olarak Kıbrıs’ın tamamından vatandaşların oluşturduğu ilk örgütlü inisiyatiftir. Temmuz 2023’te, ortak bir İlke Bildirgesi temelinde kurulmuştur: https://www.freecyprus.net/
Hedefleri arasında şunlar vardır:
• Türkiye’nin yerleşimci sömürgeciliği, mülk gaspı, etnik temizlik ve kültürel yıkım gibi süregiden suçlarının ortaya çıkarılması.
• Kıbrıs Cumhuriyeti’ni savunmak ve ülkemizi iki bölgeye bölerek “iyileştirilmiş” bir statükoyu kalıcılaştıran sözde çözüm planlarına karşı durmak.
• Kıbrıs’taki tüm yasal sakinlerin birliğini, işbirliğini ve birlikte yaşamı teşvik eden eylemlerle ortaklaşmak.
• Halkımızın işgal karşıtı tutumunun, siyasi elitler ve “işlevsel işgal” fikriyle uzlaşmayı teşvik eden gruplar tarafından kriminalize edilmesine karşı direnmek.
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi der ki: Kıbrıs Cumhuriyeti hepimizin ortak vatanıdır. Apartheid çözüm değildir.

“İŞGAL ALTINDA SEÇİMLER VE YERLEŞİMCİ KOLONİZASYONU: TÜRKİYE’NİN EZİCİ ZAFERİ”
10 Eylül Çarşamba günü gerçekleşen basın toplantısında “İşgal altındaki topraklarda yapılan yasadışı seçimlerin, Türkiye’nin işgal altındaki topraklarda uyguladığı yeşleşimci sömürgeciliği politikasına nasıl hizmet ettiği” ele alındı. Yerleşimcilerin oylarıyla seçilen sözde liderin kimi temsil ettiği ve kime hizmet ettiği değerlendirildi…
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi adına Oz Karahan, işgal altındaki bölgelerde tehlikeli oldubittilerin şekillendirilmesinde ve Kıbrıslı Türklerin susturulmasında yerleşimcilerin rolünü ortaya koydu.
“KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI” KIBRISLI TÜRK TOPLUM LİDERLİĞİ DEĞİLDİR!
Sayısal veriler paylaşırken “İşgal bölgesinde yapılacak seçimler, Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği seçimleri değildir ve olamaz” diyen Oz Karahan, “İşgal bölgesindeki rejim tarafından açıklanan güncel rakamlara göre, oy kullanacak sözde seçmen sayısı 217.056’dır. Oysa Kıbrıs Cumhuriyeti makamları geçtiğimiz yıl Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 18 yaşını doldurmuş Kıbrıslı Türk vatandaşlarının sayısını 103.281 olarak belirtmiştir” diye sözlerine devam etti.
YERLEŞİMCİLERİN OYUYLA SEÇİLEN KİŞİ KIBRISLI TÜRK TOPLUM LİDERİ OLAMAZ!
Oz Karahan sözlerine “Bu durum 19 Ekim 2025’te yapılacak yasadışı seçimlerde, “Kıbrıs Türk Toplum Lideri” olarak kendini tanıtacak kişinin açıkça yasadışı yerleşimcilerin çoğunlukta olduğu bir güruh tarafından seçileceğini göstermektedir” şeklinde devam etti.
“Bugün burada Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetine çağrımızı yineliyoruz” diyen Karahan “Kıbrıs’ın kolonizasyonunu durdurmak ve özgürlüğünü sağlamak için, ne yazık ki bugüne kadar gerçek anlamda başlatılmamış olan çalışmalara proaktif diplomasi ve uluslararası hukuk araçlarını kullanarak başlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
Karahan ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, sahte devletin yasadışı yerleşimciler tarafından seçilen sözde “cumhurbaşkanının” “Kıbrıs Türk Toplumu Lideri” olarak tanınmasını önlemek ve uluslararası toplumun bunu tanımasını engellemek için gerekli tüm önlemleri almaya çağırdı.
“İşgal altındaki seçimleri meşru kabul etmek, Türkiye’nin işlediği savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları meşrulaştırmak anlamına gelir” diyen Karahan ve sözlerini “Bu Kıbrıs’a ve Kıbrıs halkına karşı yapılmış en büyük ihanettir” ifadeleriyle tamamladı.
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi, işgal altındaki bölgelerdeki yasa dışı seçimler konusuyla ilgili, 25 Eylül Perşembe günü bir konferans düzenleyecektir. Konuşmacılar arasında hukukçular Dr. Klearchos Kyriakides ve Simos Angelides ile gazeteciler Sayın Kostas Venizelos ve Sayın Aziz Şah yer alacaktır. Ayrıntılar yakında bir basın bülteni aracılığıyla paylaşılacaktır.

BU MÜCADELE KIBRISLILARIN GASP EDİLMİŞ KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI VE İNSAN HAKLARINI GERİ ALMA TALEBiDiR
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi’nin Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki seçimler hakkında gerçekleştirdiği basın açıklaması aynen şöyle:
Pankıbrıslı Özgürlük Hareketi, 1974 istilasından sonra Türkiye’nin işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olan yerleşimci nüfus transferi ve toprak kolonizasyonunun meşrulaştırılmasına karşı durmaktadır. Bugün gündemde olan, işgal bölgesinde gerçekleşecek seçimlerin savaş suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar nedeniyle yasadışı ve gayrımeşru olduğu açıktır.
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini, bu seçimleri tanımamaya ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli diplomatik girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz.
İşgalin gerçek adı olan yerleşimci sömürgeciliği, Kıbrıs’ın işgalinden hemen sonra Türkiye’den nüfus transferiyle yürürlüğe konmuştur. 1974’te Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türkler yaklaşık 110 bin kişiyken, Türkiye’nin işgalinin ilk beş yılında 80 binden fazla Türkiyeli yerleşimci yasadışı biçimde adaya taşınmıştır.
Bugün, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türkler üzerindeki sosyal ve kültürel baskısı nedeniyle, adadan göç edenler yüzünden Kıbrıslı Türklerin sayısında neredeyse hiçbir artış olmamış ve bu durum Kıbrıs Cumhuriyeti makamları tarafından da teyit edilmektedir. Buna karşılık, işgal altındaki bölgelerden gelen verilere göre nüfus artık 1 milyonu aşmış durumda.
Bu trajik durumun analizi yeni değildir. 2003 yılında Avrupa Konseyi’nin “İşgal altındaki Kıbrıs’ın Türk yerleşimciler tarafından kolonizasyonu” raporunda, “yerleşimciler yerli Kıbrıslı Türk nüfusunu aşmıştır” ifadesiyle doğrulanmıştır.
İşgal bölgesinde yapılacak seçimler, Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği seçimleri değildir ve olamaz. Bu seçimler 1985’ten bu yana sözde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı” olarak anılan yasadışı makam için yapılmaktadır. İşgal rejimi, bu sahte makamı “Kıbrıs Türk Toplum Lideri” sıfatıyla uluslararası alanda kullanmaya devam etmektedir.
Bu durumu kabul etmek, Kıbrıs’ın kurtuluş mücadelesine en büyük darbeyi vurmak anlamına gelir. Halktan saklamak ise Kıbrıslılara yalan söylemek demektir. Ne yazık ki bugüne kadar görev yapan Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetlerini yöneten bazı siyasi elitler bu ihanetin parçası olmuştur.
İşgal bölgesinde yapılacak herhangi bir seçimin sonucunda seçilecek kişi ne Kıbrıs Cumhuriyeti makamları ne de uluslararası toplum nezdinde meşru bir şekilde “Kıbrıslı Türk Toplum Lideri” makamını temsil edebilir. Çünkü bu seçimler Kıbrıslı Türklerin iradesini yansıtamaz.
İşgal bölgesindeki rejim tarafından açıklanan güncel rakamlara göre, oy kullanacak sözde seçmen sayısı 217.056’dır. Oysa Kıbrıs Cumhuriyeti makamları geçtiğimiz yıl Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 18 yaşını doldurmuş Kıbrıslı Türk vatandaşlarının sayısını 103.281 olarak belirtmiştir. Bu durum 19 Ekim 2025’te yapılacak yasadışı seçimlerde, “Kıbrıs Türk Toplum Lideri” olarak kendini tanıtacak kişinin açıkça yasadışı yerleşimcilerin çoğunlukta olduğu bir güruh tarafından seçileceğini göstermektedir.
Kısacası işgal altındaki seçimleri meşru kabul etmek, Türkiye’nin işlediği savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları meşrulaştırmak anlamına gelir. Bu Kıbrıs’a ve Kıbrıs halkına karşı yapılmış en büyük ihanettir.
Türkiye’nin Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği bu eylemler Cenevre Konvansiyonu ve Roma Statüsü’ne göre savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Bu suçlar, Birleşmiş Milletler’in ‘Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme’sine göre zaman aşımına uğrayamaz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1978, 1979 ve 1983 yıllarında aldığı kararlarla “Kıbrıs’ın demografik yapısını değiştiren tüm tek taraflı eylemleri” açıkça kınamıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu da 1976 yılında taraflara Kıbrıs’ın demografik yapısını değiştirecek tek taraflı adımlardan kaçınmaları çağrısında bulunmuş ve 1987’de yerleşimci akışına ilişkin kaygılarını dile getirerek Kıbrıslı halkın haklarına ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini talep etmiştir. Avrupa Konseyi tarafından 1992 ve 2003 yıllarında yayımlanan raporlarla, Türkiye’den Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesine yerleşimcilerin sistematik olarak taşındığı iki kez teyit edilmiştir. Her iki raporda da yasadışı yerleşimcilerin varlığının barışçıl çözümü engelleyen bir unsur olduğu vurgulanmıştır.
Bugün burada Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetine çağrımızı yineliyoruz. Kıbrıs’ın kolonizasyonunu durdurmak ve özgürlüğünü sağlamak için, ne yazık ki bugüne kadar gerçek anlamda başlatılmamış olan çalışmalara proaktif diplomasi ve uluslararası hukuk araçlarını kullanarak başlanmalıdır.
İşgal bölgesinde yasadışı yerleşimciler tarafından seçilen sahte devletin sözde “cumhurbaşkanlığı” makamının “Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği” olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından tanınmasının önüne geçin ve uluslararası toplumda tanınmaması için gerekli adımları atın.
Bütün bunları söylerken aynı zamanda çözüm de sunuyoruz. Eğer “Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği” diye bir makamın varlığı gerekliliği kabul edilirse, bu makam yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına ve uluslararası hukuka göre Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türkler tarafından seçilmelidir. Bu, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde olduğu gibi Kıbrıs’ın serbest bölgelerinde sandık kurulması veya yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türklerin katılacağı, Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan seçimler aracılığıyla mümkün olabilir.
Bu talep Kıbrıslıların gasp edilmiş kendi kaderini tayin hakkını ve insan haklarını geri alma talebidir. Bu talep uluslararası hukukun uygulanması çağrısıdır. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıslıların varlığını koruma mücadelesidir.

