Beş Kıbrıslı Rumun esareti: 14 yaşında kovulduğun topraktan yeniden kovulmak

Aziz Şah – 12 Eylül günü Trikomo’da mahkemenin avlusunda oturuyoruz.

Simon Aykut’un intikamını almak amacıyla rehin alınan beş Kıbrıslı Rumun davası için…

Beş Kıbrıslı Ruma kurulan kumpas 10 Eylül günü bozuldu, kumpası kuranlar kendi tuzaklarına düştüler.

Tahkikat polisi beş Kıbrıslı Rumun tutukluluğunu haklı göstermek için Andreas Kyprianu’nun adının “Simon Aykut’tan şikayetçi olanların listesi”nde olduğunu açıkladığında dava çöktü…

Sonrasında da polis Kıbrıslı Rumları ihbar eden eski Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce ile şikayetçi olan inşaat şirketi patronları Ahmet Noyan, Burçin Döveç ve Ceyhun Tunalı’nın isimlerini sıralayınca panik başladı.

Beş Kıbrıslı Rumun esir alınmasının bir Simon Aykut operasyonu olduğu 10 Eylül günü mahkemede ortaya serildi.

İşte bu rahatlıkla gittik 12 Eylül’de Trikomo’daki duruşmaya…

Mahkemenin meydanlığına varınca yaşça en büyük olan Antonis Louca’nın yanına çektim iskemlemi. Ta çocukluğuna kadar gidip sorular sordum…

Yazılarımı okuyanlar Antonis’i, şeker hastalığından dolayı mahkeme sırasında elinin bir anda morarmasından hatırlayacaklar.

-“Elinin nasıl morardığını yazdım” dedim Antonis’e.

-“Hapisaneye gittiğimizde ayakkabıyı çıkarınca gördüm ki ayağım da morarmıştı” dedi…

Hala safça soruyorum:

-Hastaneye götürdüler mi seni?

-Bir Rus mahkum masaj yaptı ayağıma, dedi…

-Bir Rus mu, dedim. Doktor mu?

-Hayır mahkum, dedi, Rus mahkum masaj yaptı ayağıma…

Antonis 10 kilo verdi hapisanede.

1 Ağustos’ta 14 saat süren duruşmada hastalıklarını sıralamaya başlamıştı:

-Tansiyon, diyabetik, prostat, kalp ritmi bozukluğu, astım…

Duruşma sırasında gece saat 11’de avukatın “Antonis’in ilaç saati geldi” demesiyle kesildi savcının sorgusu.

***

12 Eylül’de mahkemede serbest kalınca Annie öyle hıçkırarak ağlamaya başladı ki korktum kalbine bir şey olacak diye…

Sonra üç defa daha gördüm Annie’yi…

Serbest kaldıktan sonraki ilk duruşma 19 Eylül’deydi. O gün benimle konuşurken ağlamaya başladı…

14 yaşından hatırladığı Varoşa’yı sordum.

14 yaşından hatırladığı Trikomo’yu sordum.

Salamis’te yaptıkları piknikleri anlattı…

Annemin güney hatıralarını dinliyorum sanki Annie’nin kuzey hatıralarını dinlerken.

Ağlamaya başladı. Ondan sonra Annie’yi gördüğümde sormayı bıraktım ağlatmamak için…

Trikomo bölgesindeki toprakların sahibi olan babası yüksek tansiyondan öldü.

1 Ağustos’ta 14 saatlik duruşmada Savcı’nın acımasızlığı karşısındaki halini hiç unutmam:

-“Benim babam yüksek tansiyondan öldü” dediğinde, “Ciddi bir hastalık değildir” demişti Savcı.

Duruşmalar boyunca bir an Niki hanımın öfkelendiğini gördüm sadece, Savcı’nın sağlık sorunlarını küçümsemesi karşısında…

-“İsterseniz kalp pilimi çıkarıp göstereyim” demişti Savcı’ya!

***

1 Ekim’de Trikomo’da mahkeme başlayamadı…

Yargıcı beklerken Annie hıçkırarak ağlıyordu. Ayakta duramıyordu. Kendine gelemediği için dışarı çıkardılar. Biz de arkasından çıktık. Kalp sorunu ve kemik erimesi var, kanser atlattı, yüksek tansiyonu ve panik atağı var…

İşgal bölgesinde rehin tutuluyor ve kendi doktorlarına da bakınamıyor.

Savcı ise aylarca ona tek bir soru sordu:

-Neden atadan kalma toprakları ziyaret ettin?

Bu sorunun cevabını Annie bana verdi ağlayarak. Ondan sonra soru sormayı bıraktım ağlamasın diye…

Şimdi bakıyorum da Savcı her defasında “Ne işin vardı senin ata toprağında?” dediğinde nasıl dayanmış bu kadın!..

Ayakta durmakta zorlanan Annie mahkeme salonundan dışarı çıkarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlaması epey sürdü. Ağlarken “Artık dayanamıyorum” diyordu… İlaçlarını verdiler, içeriye girdi, duruşma bitene kadar için için ağlamaya devam etti dokunsanız dağılacak bir kristal gibi…

***

1 Ekim’de Trikomo’daki mahkemeye Kıbrıslı Rumları ihbar eden ve şikayetçileri organize eden Hasan İnce ile şikayetçi olan inşaat şirketi patronları Ahmet Noyan, Burçin Döveç ve Ceyhun Tunalı’yı dinlemeye gittik.

19 Temmuz’dan beridir devam eden kumpas onlar olmasa olmazdı. Onlar olmadan da dava yürümez. Davanın yürümesi için gelip ifade vermeleri gerekti.

Gelmediler…

Gelselerdi sorgulanacaklardı.

Gelselerdi Annie’ye yaptıkları işkenceyi göreceklerdi.

Gelselerdi Annie’lerin ata topraklarını yağmalayarak yarattıkları trajediyi göreceklerdi.

Gelmediler, topraklarını gasp ettikleri insanların yüzüne bakmamak için…

Beş Kıbrıslı Ruma kurulan kumpas ile Simon Aykut’un temsil ettiği yerleşimci sömürgeci rejim, ona tabi olan işbirlikçi sermayedarlar ve onun sadık adamları kendi kendilerini ifşa ettiler.

Savcılık, rejimin muhafızlarını korumak için “mülke tecavüz” ve “genel rahatsızlık” davalarını geri çekti ama Annie panik atak geçirmeye devam ediyor…

***

Dün gene Askeri Mahkeme’deydik…

Esir alınan Kıbrıslı Rumların sağlık ve yaşam hakları böyle ayaklar altına alınmasa, bu dava işgal rejiminin komedisidir!

Dün Annie’ye hiç soru sormadım ağlamasın diye…

-“Rahat ol, kumpas dava düştü, yakında evinize gideceksiniz” dedim.

14 yaşında kovulduğu toprakları bir daha terk etmek üzere…

About the author