
Aziz Şah – Çok heyecanlısınız…
19 Ekim’de Kıbrıs’ın işgal bölgesinde seçim var diye…
-Peki, ne seçimi var?
-KKTC Cumhurbaşkanlığı ve “Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği”!
-Ölünüzün koca körü!
Daha neyi seçtiğinizi bilmiyorsunuz…
***
KKTC Cumhurbaşkanlığı ile Kıbrıslı Türk Toplum liderliği makamını birbirine karıştırıyorsunuz.
-KKTC Cumhurbaşkanlığı BM kararlarıyla kınanan ayrılıkçı bir rejimin makamıdır. Türkiye’nin 1974’te işgal ettiği egemen Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları üzerinde kurduğu paravan yapının kuklasıdır.
-Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği ise Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı makamıdır.
***
KKTC Cumhurbaşkanlığı işgal rejiminin makamıdır.
Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği ise işgal altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin makamıdır.
Kıbrıslı Türk toplum liderliği ile KKTC Cumhurbaşkanlığı birbiri ile çatışan zıt iki makamdır!
Ya toplum liderisiniz, ya da sahte devletin cumhurbaşkanı; ikisini birden olamazsınız!
***
Bugüne kadar ne dedim?
-Bir göt iki iskemleye oturamaz!
-Hem KKTC Cumhurbaşkanı hem de toplum lideri olamazsınız!
Birçok nedenden dolayı bu mümkün değildir.
Birinci neden çok açıktır:
-KKTC denilen yapı Türkiye’nin işgal ettiği BM üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı üzerinde kuruludur.
KKTC’nin varlığı Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında devam eden yasadışı işgale, savaş suçlarına ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara dayalıdır.
Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği ise Kıbrıs’ın tapusunu İngiliz sömürgeciliğinden alıp Kıbrıslılara veren 1960 Cumhuriyeti’nin Kurucu Ortağı olmamıza dayalıdır.
KKTC’nin varlığı uluslararası hukuka karşıdır, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığı uluslararası hukuka dayalıdır.
Aynı şekilde “KKTC Cumhurbaşkanlığı” uluslararası hukukun dışındadır, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın makamı olan Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği ise uluslararası hukuka dayalı bir statüdür.
***
Hem KKTC Cumhurbaşkanı hem de Kıbrıslı Türk Toplum Lideri olamazsınız.
Bunun ikinci temel nedeni işgal bölgesinin seçmen yapısıdır.
Anlatmama gerek var mı?
-Kıbrıs Cumhuriyeti makamı olan Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği’ni Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşları seçer.
-KKTC Cumhurbaşkanı’nı ise ezici çoğunluğunu Türkiyeli yerleşimcilerin oluşturduğu yasadışı Türkiyeli yerleşimciler seçer.
Yasadışı Türkiyeli yerleşimcilerin oylarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı statüsündeki Kıbrıslı Türk Toplum Lideri seçilemez.
***
19 Ekim’de yapılacak olan seçim bir “Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği” seçimi değildir. İşgal rejimi KKTC’nin Cumhurbaşkanı seçilecek.
Çok basit iki soru:
-1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ileri gelen bir makamın seçimi işgal altında yapılabilir mi?
-Bu seçimde 1974 işgalinden sonra Kıbrıs’a taşınan yasadışı yerleşimciler oy kullanabilir mi?
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Hristodulidis diyor ki:
-“Kim seçilirse seçilsin seçildiği gece görüşme talebinde bulunacağım”…
Peki, kiminle görüşecek Hristodulidis?
-Cenevre Konvansiyonu’na göre savaş suçu olarak Kıbrıs’ın demografisini değiştirmek için Türkiye’den taşınan yasadışı yerleşimcilerin oylarıyla seçilen KKTC Cumhurbaşkanı’yla!
Hristodulidis Kıbrıslı Türk Toplum Lideri ile görüşmeyecek…
Türkiye’nin işgal ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında kurduğu ayrılıkçı rejimin “cumhurbaşkanı” ile görüşecek!
***
Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir makamıdır.
KKTC Cumhurbaşkanlığı ise Türk işgal rejiminin bir makamıdır.
Hristodulidis’in “seçilir seçilmez görüşeceğim” dediği kişi işgal rejiminin kuklasıdır.
Bugüne kadar Birleşmiş Milletler ve Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği, “KKTC cumhurbaşkanlığı” ile “Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği”ni birbirine karıştırarak iki şeyi başardılar:
-Kıbrıslı Türklerin iradesinin gaspı ve uluslararası statüsünün yok edilmesi.
-Savaş suçlarının meşrulaştırılması ve yasallaştırılması.
Birleşmiş Milletler Kıbrıs’ın işgal bölgesinde yerleşimcilerin oylarıyla yapılan seçimleri tanıyarak başta Cenevre Konvansiyonu olmak üzere uluslararası hukuku ve kendi sözleşmelerini ayaklar altına aldı.
Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği ise zorla yerinden edilen Kıbrıslı Rumların yerine iskan edilen yasadışı Türkiyeli yerleşimcilerin oylarıyla yapılan seçimleri tanıyarak yarım asırdır uyguladıkları “Kıbrıs politikası”nın ilkesizliğini ve tutarsızlığını ortaya serdi.
Sadece deşifre etmek için yazıyorum…
BM’nin ve Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin suç ortağı olduğu bu yasadışılık Kıbrıslı Türklerin temsiliyetini ortadan kaldırdı ve işgalci Türkiye tüm Kıbrıslıların iradesini ipotek altına aldı.
Bugüne kadar savaş suçu olarak Kıbrıs’a iskan edilen Türkiyeli yerleşimcilerin oylarıyla savaş suçları belli oranda siyasal olarak meşrulaştırıldı.
Bundan sonraki aşamada, Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin boyun eğmesiyle yasadışı Türkiyeli yerleşimcilerin kullandığı oylar iki amaca hizmet edecek:
-Kıbrıslı Rumların gasp edilen topraklarının meşrulaştırılmasının devamı ve Kıbrıslı Türklerin zaman içinde Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlığını yitirmesi!
