
Aziz Şah – 19 Temmuz’dan beridir beş Kıbrıslı Rum Türkiye’nin esiridir.
Andreas Kyprianu, Annie Kyprianu, Niki Gregoriou, Antonis Louca ve Gregory Gregoriou’nun tek suçu var:
-Unutmamak!
1974’te Türk ordusu tarafından silah zoruyla topraklarından sürülen Annie Kyprianu’nun “geçmiş”ini ziyaret etmek.
Tek suçları bu…
Nasıl dersiniz siz?
-“Mülkiyet sorunu”!
Beytüllahim’de köyünün etrafı işgalci Siyonist yerleşim birimleriyle çevrilen Filistinli Hristiyan Daoud Nassar toprağını neden terk etmediğini şöyle açıklar:
-“Biz tek umuduz. Sorumluluğumuz ve görevimiz toprağı korumaktır, toprağı korumak yalnızca ‘özel mülkiyeti korumak’ değildir; toprağı korumak halkın umudunu korumaktır”.
Dil savaşın en önemli silahıdır.
Kıbrıs’ta toprak gaspını, toprak kolonizasyonunu, toprak yağmasını “mülkiyet sorunu” olarak adlandırmak işgalcinin terminolojisidir.
20 Temmuz 1974’teki Türk işgaline kadar Kıbrıs’ta “mülkiyet sorunu” yoktu. Türkiye Kıbrıs’ı işgal etti, 200.000 insanı zorla yerinden etti, etnik temizlik yaptı. Sonra da Türkiye’den taşınan nüfus ile işgal edilen toprak kolonileştirildi.
-“Mülkiyet sorunu” değildir bu; Cenevre Konvansiyonu ve Roma Statüsü’ne göre savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suç olan işgal, etnik temizlik ve yerleşimci kolonizasyonudur.
İşgal rejimi 1974’ten beridir Kıbrıslı Türklere “güneydeki toprağını unut!” ve Kıbrıslı Rumlara ise “kuzeydeki toprağını unut!” dedi.
Annie gibi unutmayınca da bütün “unutmayanlara ibret olsun” diye cezalandırılırsınız!
***
Beş Kıbrıslı Rum 19 Temmuz’dan beridir Türk işgal rejiminin esiridir…
Annie, eşini ve arkadaşlarını alıp Mağusa bölgesinde geçirdiği 14 yaşındaki çocukluğuna götürdü.
Türk işgal rejimi de,
-“Çocukluğunuzu, geçmişinizi, hafızanızı, toprağınızı unutacaksınız ve geleceğinizden (topraktaki hakkınızdan) feragat edeceksiniz!” diyerek onları esir aldı.
19 Temmuz’dan beridir geçmişlerini unutmaları ve geleceklerinden feragat etmeleri için işkence görüyorlar.
Onlarca yazı yazdım haklarında, yazacaklarım da cabası…
Çünkü Türk işgal rejiminin elinde esir tutulan beş Kıbrıslı Rumun davası “Yüzyılın Davası”dır.
-Toprak kolonizasyonuna etkisi Titiana Loizidou ve Orams davaları kadar olacak.
“Barış”a etkisi ise daha büyük olacak!
-Beş Kıbrıslı Rumu Türk işgal rejimi aylardır yargılıyor. 1-2 gazeteci ve 1-2 eski toprak Kıbrıslı dışında kimse yanlarında durmadı.
İşte bu yüzden “Yüzyılın Davası”dır bu dava:
-Yüzsüzlüğünüzü gösterdiği için!
Birarada yaşam? Ortak vatan? Kıbrıs’ta barış engellenemez? Geçiniz! Sizin ahlağınız müsait değil! Siz sadece pasaport istersiniz…
Trikomo’daki son duruşmadan sonra 27 Ekim Cuma günü Annie bana sordu:
-“Bizden ne istiyorlar?”
Kıbrıslı Rumları ihbar eden eski Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce ile şikayetçi olan inşaat şirketi patronları Ahmet Noyan, Burçin Döveç ve Ceyhun Tunalı’nın tanıklık yapacağı “mülke tecavüz” ve “genel rahatsızlık” kumpas davasını kapatıp “Özel Hayatın Gizliliği”ni ihlalden yeni bir kumpas dava açtılar.
Annie bıkkın ve çaresizce,
-“Bizden ne istiyorlar?” diye sordu.
-“Annie, siz rehinesiniz. Tutabildikleri kadar tutacaklar” dedim.
***
Ekim ayının başında gazeteci Haris Therapis beni podcast programına davet etti. Konu “5’ler”di…
“5’ler” diyorlar onlara özgür bölgede!
5’lerden birinin Haris Therapis’in arkadaşı olduğunu da program sırasında öğrendim.
Haris ile yaptığımız sohbette,
-Mahkemeye Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kimse gelmedi, bu insanlarla kimse temas kurmadı, tek başlarına bırakıldılar, dediğimde inanamadı. Tekrar tekrar sordu…
Çünkü “biz sorduğumuz zaman 5’ler ile ilgileniyoruz, merak etmeyin diyorlar” dedi.
Sonraki duruşmada buluştuğumuzda, 5’lere “Sizi anlattım radyoda Haris Therapis’in programında” dediğimde mutluluklarını ve yalnızlıklarını gördüm.
-Ne Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği, ne BM ne de AB ilgilendi onlarla!
O kadar yalnızlar ki, bir Kıbrıslı Türk olarak gidip Kıbrıslı Rumların dinlediği radyo programında esir 5’leri anlatıyorum…
Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği kendi vatandaşlarını Türk işgal rejiminin sözde yargısına terk etti. Uyduruk davalar açıyorlar rehineliği uzatmak için…
Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği basiretsiz, tutarsız, ikiyüzlü ve korkaktır. Ne toprağına sahip çıkar ne yurttaşına!
Peki, Birleşmiş Milletler ne yapıyor?
-Askeri Mahkeme’deki duruşmalara gelmedi BM. Trikomo’daki duruşmalara gelmeye başladılar; “turistik bölge”de gezme fırsatını kaçırmadılar!
Hapisteyken Andreas Kyprianu’nun bağırsak zarı iltihaplanınca gerekli ilaç verilmedi. Acı içindeydi mahkeme salonunda. O sırada BM görevlileri hapisaneye gitti…
Andreas, “Bana verilmeyen ilaçlarımı getirebilir misiniz?” diye sordu. “Getiremeyiz” cevabını aldı…
-Eee, o zaman ne geldiniz?
Andreas bunu anlattığında çocukluğuma gittim…
Cahit amcam vardı. Ölüm döşeğindeydi. 90’lı yılların başı. Son bir umut, güneyden ilaç getirtmeyi denediler.
Ledra Palace’ta kontrol noktasında BM askerinin Cumhuriyet’ten “ilaç getirmesini” bekliyorduk.
3-4 yaşındaydım ama aklımdan çıkmadı hiç. Unutmadım Ledra Palace’ta ilaç beklediğimiz o geceyi…
“O gece” biz toprağımızı unutana kadar devam edecek. Unutmamak için zeytin ekin, Filistinliler gibi…
