
Aziz Şah – Erdoğan 2021’de Türk işgalinin yıldönümünde cami-meclis-saraydan oluşan bir Külliye inşa edileceğini ilan etti. Sonrasında Yüksek Mahkeme’nin de Külliye’nin içine taşınacağı duyuruldu.
Mahkemenin Külliye’nin içine taşınmasına bir hukukçu da çıkıp itiraz etmedi. Neymiş? Mahkemenin iş yükü varmış da yeni bina lazımmış.
Kıbrıslı Türk toplumu 115 bin kişiydi Türkiye adamızı işgal ettiğinde, işgal bölgesinde nüfus bugün 1 buçuk milyon civarındadır…
Türkiye üzerimize boca ettiği nüfus için 10 tane mahkeme binası yapsa da yetmez!
***
Erdoğan’ın talimatıyla inşa edilen Külliye’nin son halkası olan Yüksek Mahkeme binası da tamamlanıyor.
Serhat İncirli’nin yazdığına göre Külliye’nin inşa edildiği arazinin 60 dönümü Ermeni bir aileye ait, geriye kalan 9 dönüm 1 evlek ise 1973 yılında Canev Denner adlı vatandaşa kayıtlı.
Mart 2024’te Külliye’nin inşa edildiği arazinin Türk tapulu kısmı mahkemelik oldu. “KKTC anayasası”na göre inşaatın durması gerekirdi. Bildiğiniz gibi durmadı inşaat, mahkemenin sonucunu da bilmiyoruz…
-9 dönüm 1 evleğin tazminatı ödendi mi?
-60 dönümlük Ermeni arazisi ne oldu?
Taşınmaz Mal Komisyonu’na mı başvursun malı gasp edilen Ermeni Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları?
Sadece inşaatı sırasında “KKTC hukuku”nun nasıl dönüştüğüne bakınca Külliye’nin nasıl bir hukuk inşa ettiğini anlarsınız…
***
Türkiye’nin işgali altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında TC’nin alt yönetiminin Yüksek Mahkeme Başkanı Bertan Özerdağ şöyle dedi:
-“Yeni Yüksek Mahkeme binasının muhteşem bir bina olduğunu söyleyebilirim”…
Özerdağ, “Kıbrıs Türk yargısı”nın 60. yılı vesilesiyle röportaj verdi.
-“Geçmiş kararlarımıza baktığımızda, 1965’te ilk Yüksek Mahkeme nitelikli kararların verilmiş olduğunu tespit ettik” dedi.
-Neden 60. yıl?
Çünkü 1964’te TC Başbakanı İsmet İnönü’nin “devletsiz kalacaksınız” uyarısına rağmen Denktaş-Küçük liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti’ni terk ederek Özel Harp Dairesi’nin sopasıyla ayrılıkçı rejim inşasına başladı.
Ayrılıkçı rejim “KKTC”nin Yüksek Mahkeme eski Başkanı Taner Erginel’in “Kusursuz Yargı Oluşturma Çabaları” başlıklı kitabında verdiği bilgiye göre, 1963-1974 arasında Prof. Orhan Aldıkaçtı buradaki hukuku Türk hukuk sistemine uydurmak için çalışmalara başladı.
1965’te ayrı “Kıbrıs Türk mahkemeleri” faaliyete geçirilmesine karşın, Limasol mahkemesindeki 3 Türk hakim Eylül 1966’da TMT’nin tehdidiyle görevlerinden geri çekildiler…
Derman Saraçoğlu da 30 Ekim 2025’te yaptığı sosyal medya paylaşımında şu bilgiyi aktarır:
-“Kıbrıs Cumhuriyeti Devletince Baf ve Limasol hakimi olarak atanmış olan Kıbrıslıtürk hukukçu rahmetli Özer Beha Bey, TMT’nin devlette görev yapan tüm Kıbrıslıtürklere yönelik yaptığı, devletteki görevlerinden ayrılma, çekilme çağrısına (Emrine!) uymadığı, verilen emrin doğru olmadığını, devletten çekilinmemesi gerektiğini savunduğu ve görevine devam ettiği için, TMT’nin özel saldırı ekiplerince defalarca ağır tacize, şiddete uğramış ve sonunda ailece çok sevdiği yurdu Kıbrıs’ı, Baf’ı o yıllarda ailesi ile birlikte terk etmek zorunda bırakılıp, İngiltere’de adeta sürgünde yaşayıp, Kıbrıs’a hasret vefat etmiştir”…
60 yıllık “Kıbrıs Türk yargısı”nın tarihi böyle mi başlar?
***
Denktaş-Küçük liderliği 1964’te terk etti Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, ayrı mahkeme 1965’te kuruldu, Taner Erginel’in kitabında verdiği bilgiye göre Prof. Orhan Aldıkaçtı hukuk sistemini Türkiye’ye entegre etmek için 1963’te çalışmaya başladı…
Daha da ilginci ise Aldıkaçtı 1968-1974 arasında Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde bir çözüm bulunması için Beyrut’ta başlayan görüşmelerde Türkiye’nin temsilcisiydi.
Yani Aldıkaçtı bir yandan Özel Harp Dairesi’nin kontrolündeki ayrılıkçı idarede hukukun Türkiyeleştirilmesi için uğraşırken, diğer taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde görüşmelerin parçasıydı!
“Toplumlararası çatışmaların sebebi” diye anlatılır Makarios’un 13 maddelik anayasa değişiklik önerisi. Denktaş bu önerileri 1968-74 arası müzakerelerde kabul etti. İmzalar atılamadan Yunan cuntası ve Türk istilası anlaşmayı ortadan kaldırdı!
***
Tarihte sıçrayıp “Kıbrıs Türk yargısı”nın 60. yılına gelelim…
Erdoğan Türkiye’de “muhteşem” Adalet Sarayları yaptırarak başladı anayasasızlaştırmaya…
Churchill der ki,
-“Önce biz yapılarımızı şekillendiriyoruz, daha sonra da onlar bizi şekillendiriyor”…
Meydanlar, mahkeme, okul, hastane, cezaevi binaları, parklar ve caddeler insana şekil verir.
-“Mekân” insanı kalıba döker!
Nasıl ki Türkiye’de “adalet sarayları” hukuku kalıba döktü, 1974’te silah zoruyla gasp edilmiş arazinin üzerine yapılan “Yüksek Mahkeme” binası da bir kalıp olacak…
Kıbrıs’ın işgal bölgesinde Külliye inşaatı bir TERBİYE sürecidir.
-Sömürgecinin tebaalarını terbiye etme süreci!
Erdoğan’ın ağzından çıktığı günden itibaren “külliye testi”nden geçiyor herkes. Sıra hukukçularda…
Bugün Külliye diyen de kalmadı, “Cumhurbaşkanlığı” diyorsunuz. Aferim size..
Amaç sadece Külliye inşa etmek değildir. Betonla topluma şekil vermektir.
Şimdi olacak olanı söyleyelim:
-İngiliz’in yaptırdığı sarı taş mahkeme binalarında İngiliz hukuku geçerdi, Türkiye’nin yaptırdığı mahkeme binasında da Türkiye hukuku geçecek. Alıştıra alıştıra…
