
Aziz Şah – Kıbrıs’ın işgal bölgesi sözde “Büyükelçi” olan TC işgal valisi, KTBK ve GKK komutanlarından oluşan Üst Koordinasyon Kurulu tarafından yönetilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yüzden işgal rejimine “subordinate local administration” diyor, yani ALT YÖNETİM.
Peki, ÜST YÖNETİM nedir?
-Üst Koordinasyon Kurulu (ÜKK).
AİHM’in işgal rejimine ALT YÖNETİM demesinin mantıki sonucu “Üstte kim var?” sorusudur.
***
İşgal bölgesinin iki General ve TC Elçisinden oluşan Üst Koordinasyon Kurulu tarafından yönetildiğini 90’larda hükümete getirilince anlayan C. Türk Partisi Başkanı Özker Özgür şöyle anlatır yaşadıklarını:
-“Rejimin beyni Yüksek Koordinasyon Kurulu’dur. (…) Hükümetin programında yazılı olsa da Koordinasyon Kurulu istemezse herhangi bir uygulamaya gidilemez… Ancak Koordinasyon Kurulu’nun kendisi Bakanlar Kurulu’na haber bile vermeden karar alır ve uygular. DP-CTP koalisyonu sürerken Ledra Palace barikatının kapatıldığını, güneye gidiş-gelişlerin yasaklandığını HÜKÜMET olarak, BİR SABAH GAZETELERDEN OKUMUŞTUM. (…) Maraş’ın kapalı bölgesinin bir bölümü yine HÜKÜMETİN HABERİ OLMADAN ansızın plaj olarak halkın kullanımına açılıvermişti”…
Özker Özgür, Üst Koordinasyon Kurulu hakkında şöyle der:
-“1976 öncesindeki Bayraktarlık-Elçilik-Yönetim (BEY) rejiminde siyasal partilerin yarışması sözkonusu değildi. (…) Şimdi BEY rejimi yoktur. BEY rejiminin yerini Üst Koordinasyon Kurulu (ÜKK) almıştır. BEY rejiminin ÜKK rejiminden farkı yoktur. İkisi de halkın seçtiklerine karşı sorumlu değildir. ÜKK da BEY gibi Anayasa’nın dışında parlamentonun üstündedir. DENKTAŞ ANAYASA’YA BAĞLILIK YEMİNİ YAPMIŞTIR FAKAT ANAYASA DIŞI ÜKK’NIN ÜYESİDİR”…
Çünkü işgal düzeni bir anayasal rejim değildir.
Üst Koordinasyon Kurulu’nu keşfeden Özker Özgür,
-“Davul bizim boynumuzda tokmak Ankara’da” deyince koltuğun tadını alanlar tarafından partiden tasfiye edilir.
Sonrasında C. Türk Partisi 2000’lerin başında işgal rejiminin “Cumhurbaşkanlığı”, “Başbakanlık” ve “Meclis Başkanlığı”na ait koltuklara oturtulduğu zaman, 1990’larda Özker Özgür’ün yüzleştiği Üst Koordinasyon Kurulu gerçeği ile yüzleştiler…
2005 yılında bir resepsiyonda dönemin KTBK komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu CTP’li Özkan Yorgancıoğlu, Eşref Vaiz ve Fatma Ekenoğlu’na şöyle der:
-“1974’ten beri bu ülkede ateşkes koşulları vardır. Türkiye Genelkurmayı’na bağlı bir Kolordu’nun sorumluluğunda CTP hükümet ortağı olmuştur. Bölgenin tüm sorumluluğu Kolordu komutanına aittir. O bölgede sizin de İŞ OLA bir Parlamentonuz vardır, İŞ OLA Başbakanınız, İŞ OLA Cumhurbaşkanınız vardır”…
Mehmet Ali Talat, Korgeneral Memişoğlu’nun dediği gibi “İŞ OLA cumhurbaşkanı” olduğu zaman çok sevdiğim ve saydığım emekli bir asker Talat’a sordu:
-Üst Koordinasyon Kurulu toplantıları nasıl gidiyor?
Talat da o emekli askere, “Üst Koordinasyon Kurulu yoktur” dedi…
O da şöyle dedi karşılığında Talat’a:
-“Demek sizi adamdan sayıp toplantılara çağırmadılar”…
Üst Koordinasyon Kurulu ne kadar da iki General ile TC Büyükelçisi’nden oluşsa da, “İŞ OLA cumhurbaşkanı” olanları da davet ederler. Denktaş bu toplantıların demirbaşıydı…
Denktaş’ın yerine Talat geçince çağrılmadı. Derviş Eroğlu döneminde ÜKK toplantıları yeniden basına yansıdı.
Hatta ve hatta “Yenibakış” gazetesi 15 Haziran 2021 tarihli manşetinde Üst Koordinasyon Kurulu’nun 16 Mart 2015 tarihli toplantısında, Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili St. Barnabas Manastırı ve civarında aldığı ihbarı değerlendirmek için Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Başkanlığı’nda sözde KKTC “Cumhurbaşkanlığı”, “Dışişleri Bakanlığı” ile “Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü”nden oluşan bir komitenin kurulması kararı aldığına dair bir belge yayınladı.
Eroğlu’ndan sonra Mustafa Akıncı döneminde de ÜKK basına yansımadı.
Ersin Tatar döneminde ise ÜKK’nın her toplantısını fotoğraflı servis ettiler:
-Askeri rejim kendini beyan etti!
Denktaş-Eroğlu-Tatar dönemlerinde ÜKK ortaya çıktı, Talat-Akıncı dönemlerinde kayboldu.
Talat ve Akıncı’ya neden güvenmedi Türk Devleti?
Benim görüşüm şudur: Denktaş’tan sonra Türk işgaline en çok Talat ve Akıncı hizmet etti. Annan Planı ve Crans Montana süreçlerinde Talat ve Akıncı Türk Hariciyesi’nin işgali meşrulaştırma aparatları oldu.
Peki Türk Devleti, ÜKK toplantılarından dışlayacak kadar Talat ve Akıncı’ya neden güvenmedi? Türk Devleti’nin Türk-İslam sentezi kalıbına uymadıkları için ve anti-komünist paranoyadan. (Ayrı bir yazı konusudur bu.)
Bugün sorumuz başka:
-Kariyerine TC Adalet Bakanlığı’nda başlayan, ardından da TC’nin Kıbrıs “müzakere heyeti”ne alınan Tufan Erhürman’ı Üst Koordinasyon Kurulu ne zaman vaftiz edecek?
Yoksa Talat ve Akıncı gibi Tufan Erhürman da Türk-İslam sentezi kriterlerine aykırı bulunup dışlanacak mı?
Tufan gençliğinde Turgut Uyar ve Edip Cansever şiirleri okurdu. Bu yüzden “sakıncalı” sayılır mı Ankara’nın gözünde?
Turgut’un dediği gibi:
-“Mahir’i sorarsanız, dışardadır, türkiye’de”…
Tufan’ı sorarsanız, içerdedir, Külliye’de!
