
Aziz Şah – Bildiğiniz gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki rejime “subordinate local administration” diyor, yani ALT YÖNETİM.
Öğretici bir şekilde bu AİHM kararı ile dönemin KTBK Komutanı Hasan Memişoğlu aynı şeyi söyler.
Emekli AİHM yargıcı Rıza Türmen’in ifadesiyle, AİHM der ki:
-KKTC diye bir devlet yoktur, ayrıca KKTC için “subordinate local administration” denildi. Yani buradaki yetkinin tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde olduğu, Türkiye’nin bu bölgede etkili ve tam bir kontrolü bulunduğu, KKTC’nin bir yerel yönetim olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Türkiye’ye bağlı olduğu söylendi kararda.
2005 yılında bir resepsiyonda dönemin KTBK komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu şöyle der:
-“1974’ten beri bu ülkede ateşkes koşulları vardır. Türkiye Genelkurmayı’na bağlı bir Kolordu’nun sorumluluğunda CTP hükümet ortağı olmuştur. Bölgenin tüm sorumluluğu Kolordu komutanına aittir. O bölgede sizin de İŞ OLA bir Parlamentonuz vardır, İŞ OLA Başbakanınız, İŞ OLA Cumhurbaşkanınız vardır”…
AİHM kararı ile KTBK Komutanı’nın sözlerinin aynı doğrultuda olması şaşırtıcı değildir.
AİHM kararları sömürgecilik karşıtı bir manifesto değildir. Kıbrıs’ı işgalden özgürleştirmek için bir yol haritası sunmaz.
Tam aksine…
AİHM kararları Türkiye’ye Kıbrıs’taki işgalini nasıl uluslararası hukuka uygun sürdürebileceğinin, uzatabileceğinin ve kolonizasyonu meşrulaştırabileceğinin yolunu gösterir.
AİHM kararları temelde Türkiye’nin aleyhine değildir:
-İşgal altında yapılanlardan sorumlu Türkiye’dir, der. Ama yaptıklarını Sözleşme’ye uygun bir şekilde yaparsa mesele yoktur. İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uymadığında ise AİHM, Sözleşme’nin etrafından dolanabilmesi için Türkiye’ye yöntem sunar.
AİHM’in Türkiye’ye sunduğu işgali meşrulaştırma araçlarının en başında “subordinate local administration” (alt yönetim) gelir, sonrasında da Taşınmaz Mal Komisyonu vardır!
Strasbourg Ankara’ya,
-Alt Yönetimi kullan, der!
***
Kıbrıs’ın işgal bölgesini sözde “Büyükelçi” olan TC işgal valisi ve GKK ile KTBK Komutanları’ndan oluşan Üst Koordinasyon Kurulu yönetir.
Peki, ÜKK işgal bölgesini nasıl yönetir?
-Kamuoyunun bildiği meclisten geçirilen yasalar ve bakanlar kurulu kararlarıyla.
Burada Türk yerleşimci sömürgeciliğinin iki partisi vardır: UBP ve CTP, diğerleri çöpçü balıklarıdır…
Rejim açısından UBP ile CTP’nin farkı burada devreye girer:
UBP bakanlar kurulu kararlarıyla günübirlik olarak iş görür.
CTP meclisten geçirilen yasalarla sistematik olarak kolonizasyona hizmet eder.
UBP bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlık dağıtır 50 senedir bircik bircik!
CTP Muhaceret Yasası’nda değişiklik yaparak 54.000 kişiyi vatandaş yaptı 3 senede 2005-8 döneminde!
Bakanlar kurulu kararı ile isteseniz de 54.000 kişiyi vatandaş yapamazsınız, yasa ile yapılır böyle ihanet…
Hafızada en taze olandan başlayım: UBP bir türban tüzüğü yaparak ortalığı birbirine kattı. Yüksek Mahkeme iptal etti…
Kıbrıs Türk Barolar Birliği ise işgal rejimine akıl vererek rapor yayınlayıp “tüm dinlere eşit mesafede yasa yapın” dedi Sünni İslam dayatması altında!
-“Herhangi bir uygulamanın lehe veya aleyhe bir dine veya mezhebe yönelik olmaması ve bütün dinlerin mensupları açısından eşit koşullar oluşturması halinde, AİHM hak ihlali tespitinde bulunmamaktadır” dedi Barolar Birliği.
1995’ten beridir deneyimle sabittir. İddia ederim size, CTP hükümete getirilirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun bir şekilde UBP’nin tozunu attırdığı türban tüzüğünü yasalaştıracak; nasıl Hala Sultan İmam Hatibi’ni açtıysa!
Çünkü işgal rejiminde UBP’nin görevi ahaliyi yıpratmaktır, CTP’nin görevi ise öldürücü vuruşu yapmaktır.
UBP gasp edilmiş toprakları dağıttı. 1980’lerden 1990’lara kadar Türkiyeli yerleşimciler “tapu isteriz” diye eylemler yaptılar. 1985’te yerleşimcilerin partisi YDP, Denktaş’a ve UBP’ye muhtıra verdi. Ama UBP gerekli yasayı yapmadı…
Yasayı kim yaptı? CTP!
1995’te DP-CTP’nin İTEM Yasası ile silah zoruyla gasp edilmiş toprakların tapusu işgalci yerleşimcilere verildi.
Buna karşın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2001’de Türkiye’ye karşı açtığı davada AİHM şöyle der:
-“Mahkeme “KKTC” makamlarının Kıbrıslı Rumların kuzeydeki mal ve mülkleri açısından, mülkiyet haklarını tanımadığına ilişkin Komisyon saptamasını göz önüne almaktadır. Bu kasıtlı yoksun alıkoyma eylemi “KKTC Anayasası’nın 159’uncu maddesi”nde somutlaştırılmış ve “52/1995 sayılı yasa”da uygulama alanı bulmuştur. Bu durumda, yerlerinden edilen kişilerin mülklerine yapılan müdahalenin meşruiyetinin “KKTC” mahkemelerinde sorgulanmasının imkânı yoktur”…
Sonrasında ne dedi Strasbourg kendi aldığı kararı ters çevirerek Ankara’ya?
-Yerlerinden edilen kişilerin mülkiyet hakkını araması için “KKTC” mahkemelerinde imkân sağlayın Taşınmaz Mal Komisyonu ile!
-İşgal ettiğiniz topraklarda işlediğiniz savaş suçlarını ve gasp ettiğiniz insan haklarını örtbas etmek için “subordinate local administration” yani Alt Yönetim’i kullanın!
Ankara’da hazırlanan Taşınmaz Mal Komisyonu Yasası’na Avrupa Komisyonu İnsan Hakları Direktörlüğü yetkililerinin verdiği “tavsiyeler” ile son şekli verildi. Annan Planı’ndan sonra Ankara tarafından hükümete getirilen CTP de yasayı geçirdi…
-Kıbrıs’ın işgal bölgesinde “meclis” ne işe yarar, anladınız mı?
