Kıbrıslı Türk aydını bir sabah yatağında rejimin sopası olarak uyanır!

Aziz Şah – Desem ki size,

-“Federasyon yerine artık Süleyman deylim” dedi adamın biri…

-“Ersin Tatar söyledi kesin” dersiniz!

Hayır, Tufan Erhürman söyledi.

Desem ki size,

-“Federasyon uğruna ölünecek bir dava değildir” dedi adamın biri…

Söyleyin bu kimdir?

-Ünal Üstel mi dersiniz, Tatar mı, Tahsin Ertuğruloğlu mu?

Hayır, Mehmet Ali Talat söyledi.

***

Tarihte bir olay ve kişi iki defa tekrar etmez.

-Birincisi trajediyse, ikincisi komedidir!

Mehmet Ali Talat trajediydi, Tufan Erhürman ise komedidir.

Talat “federasyon uğruna ölünecek Leyla değildir” diyor…

Tufan ise “Artık federasyona Süleyman diyelim” diyor…

Tufan Erhürman’ın işgal rejiminin yeni işbirlikçibaşı olarak atanmasından sonra sustuğu, konuştuğu ve sindiği hiçbir şeye şaşırmadım.

Hatta şu ana kadar söylediklerinden ve sustuklarından çok memnunum!

Çünkü bu beş seneden sonra geriye iki siyaset kalacak:

-Bölücüler-ayrılıkçılar ve toprağı bütün Kıbrıs’çılar.

-Irkçı apartheidçiler ve üniter Cumhuriyetçiler.

Kıbrıslı Türk ve Rum diye ayırmıyorum. Kıbrıslı Türk federalistler gibi Rumlar da ırkçı apartheidçi ve etnik ayrılıkçıdır. Kıbrıslı Türk Liderliği gibi Rum Liderliğinde de iki devletçiler vardır, hatta bu akımın adı “Yeni Gerçekçilik”tir.

***

Tufan’ın şu ana kadar söylediklerinden çok memnunum!

Etnik ayrılıkçı siyasetin maskesi olan “federasyon”u parçalıyor.

-“ÖNEMLİ OLAN ÇÖZÜMÜN ADI DEĞİL İÇERİĞİDİR, SİZ BU MODELE İSTER FEDERASYON İSTER KONFEDERASYON DEYİN” diye başladı…

Sonunda da “federasyonun adı Süleyman olsun” dedi!

Denktaş “Kesin çözüme kadar sizinleyim” demişti…

Bu beş seneden sonra geriye:

-Denktaş’a karşı Dr. İhsan Ali kalacak…

Yavru ve taklit Denktaşcıklar gerçeğe dönüşecek!

Taksim ve istirdat politikasının önüne çekilen bir perdedir “federasyon”. Tufan ise o perdenin kuklasıdır. Yıkacak perdeyi eyleyecek viran…

Taksim politikasının üzerindeki örtü kalkacak. Geriye ayrılıkçı-bölücü, ırkçı apartheid kalacak…

Tufan ise bu sürecin maskarası olacak!

Tatar gitti komedi bitti diye üzülmeyin, içinde olduğunuz trajikomediyi görmemeniz sizin suçunuz.

Çünkü gericilik, gericileşme, eleştirel düşünceye tahammülsüzlük, fikri kısırlık dönemine girdik…

***

Tufan ne dedi, “hocanız”, Ankara’nın sizi eğitmesi için tuttuğu özel ders hocası?

-“Dünyada bir sürü federasyon vardır, ama ADINA FEDERASYON DEĞİL SÜLEYMAN DA DENİLEBİLİR”…

Bir an durun ve düşünün…

Ersin Tatar demiş olsun!

Olacakları söyleyeyim size…

Tatar’ın bu lafı ettiği video karesi kesilerek bütün sosyal medya platformlarında servis edilir.

Tatar ile alay etmekten bitap düşersiniz!

Peki Tufan Erhürman,

-“ADINA FEDERASYON DEĞİL SÜLEYMAN DA DENİLEBİLİR” dediğinde ne oldu?

-Hiç!

Bu lafı ettiği sırada Tufan’ın karşısında dört tane gazeteci vardı 1 Eylül 2025’te Kumarcılar Hanı’nda 3 saat süren yayında…

Hiçbiri “federasyon nasıl olur da Süleyman olur?” diye sormadı.

Aynı manzara “ilk 100 gün” toplantısında da vardı.

Defalarca tekrar ettiği sözünü bir daha söyledi:

-“Tatar’ın iki devletten ne anladığının altını doldurmaya başladığımız anda çok da farklı şeylerden bahsetmediğimiz bence anlaşılacaktır” dedi.

Karşısında bir salon gazeteci, hiçbiri sormadı!

O salonda ben olsam ayağa kalkardım:

-Tatar’dan bir farkınız olmadığını itiraf mı ediyorsunuz?

***

Gerçekten hayal edin…

Tatar’ın “Federasyon yerine Süleyman deylim” dediğini!

Yer yerinden oynardı. Maskara ederdiniz adamı…

Tufan,

-“ADINA FEDERASYON DEĞİL SÜLEYMAN DA DENİLEBİLİR” dedi.

Tısınızı çıkaramadınız…

Çünkü gericilik dönemindeyiz.

Çünkü dumur olma dönemindesiniz.

-Gericileşme, eleştirel düşünceye tahammülsüzlük, fikri kısırlık dönemine girdik…

Şu soruyu soranlara bile tahammül edemiyorsunuz:

-Tufan neden Hristodulidis’in günlerce telefonlarına çıkmadı ve Ankara’ya gitmeden neden kahve bile içmedi?

Aldınız elinize sopayı insanları hizaya çekiyorsunuz.

-“Bekleyin be arkadaşlar, bekleyin biraz zaman geçsin. Dün bir bugün iki…”

Dün 50 yıl, bugün 50+1 yıl…

Yarım asrı bir geçer!

***

Eskiden fikrini merak ettiğim birkaç muhalifin bu süreçte Tufan’ın değnekçisine nasıl dönüştüğünü gördüm.

-Bir sabah yatağında umutla uyanan Kıbrıslı Türk aydını rejimin elinde değneğe dönüşmüştür.

İşte umut böyle odunlaştırır!

Almışlar ellerine sopayı kime ne düşüneceğini dikte ediyorlar.

19 Ekim’in üzerinden bir ay geçmedi… Tufan’ın ardı arkasına gelen açıklamalarından sonra sindiler kaldılar.

Bir seferinde GKK komutanı Peker Günal celp töreninde şöyle demişti Kıbrıslı yurtseverlere:

-“Kuyruklarını kıstırıp gidecekler”…

Gitmeyenleri de şimdi “umut”la susturdular.

-Denktaş’a ve işgal rejimine muhalefet ettiği için bedel ödeyen insanların “umut kırıntısı” için Tufan’ın değnekçisine dönüşmesi gericileşmedir.

Eleştirel düşünenleri susturan bir dönem gericilik dönemidir.

Devletin zoruyla değil “umut”la yapılan altın vuruşla susturdular sizi!

Aklını beş senede bir “seçim dönemleri”nde kiraya veren ilkesizliğin ve tutarsızlığın sonudur bu…

-Acele etmeyin, önce bir Ankara’ya gidip gelsin!

About the author