Tayyip Erdoğan-Tufan Erhürman görüşmesi: “Garantörlük” ve “kurucu ortaklık” söylemi ile yarım asırlık Türk işgali örtülemez!

Aziz Şah – Kıbrıs’taki Türk işgal rejiminin başkanı Tayyip Erdoğan ile işbirlikçibaşı Tufan Erhürman Ankara’da buluştular, kapalı kapılar arkasında konuştular, vitrinde de şov yaptılar.

İşgal rejimi ve yerleşimci kolonisi İsrail’in sözde “cumhurbaşkanı” Isaak Herzog’u atlı asker gösterileriyle nasıl karşıladıysa Erdoğan, aynı şekilde işgal rejimi ve yerleşimci kolonisi olan KKTC’nin “cumhurbaşkanı” Tufan Erhürman’ı da aynı şekilde karşıladı.

Ankara tarafından aşağılanmaya, hiçleştirilmeye, dehümanizasyona alışkın olan Kıbrıslılar ise aşağılanmadıkları zaman pusulayı tamamen kaybediyor.

Çünkü sömürge tebaası köpek eğitir gibi eğitilir: Önce ceza, sonra ödül.

-Ceza aşağılama, ödül aşağılamama.

Her seferinde yaşıyoruz bu sömürge halini: Ankara tarafından aşağılanmayınca, midesinde kelebekler uçuşuyor insanlıktan çıkarılanların!

Velhasıl Tufan’ın gördüğü muamele de kelebek larvalarını harekete geçirdi…

Durun daha bekleyin!

Mehmet Ali Talat’a yaptıkları gibi kafasına asker şapkası geçirip tatbikatta nutuk attıracaklar,

-Rum gelsin kimmiş egemen görsün, diye!

Talat aynen şöyle demişti 15 Haziran 2006’da:

-“Rumlar sadece itiraz ediyor. Kağıt üzerinde Kıbrıs’ın kuzeyinde de egemenliği olduğunu iddia ediyor. Ama Rum tarafının herhangi bir etkisi, yetkisi, sözü yok. Kıbrıs’ın kuzeyindeki uluslararası sularda yetki Kıbrıslı Türklere aittir, KKTC’ye aittir. Bu tatbikat bunun göstergesidir”…

Talat gibiler bu dili ve terminolojiyi evrilerek öğrendi. Tufan’lar ise bu dilin içine doğdu.

Tufan’ın ne söylemesi gerektiğini kulağına fısıldamalarına gerek yok…

-“Kıbrıs’ta bir işgal sorunu varsa, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal etmesidir asıl sorun” diyor zaten Tufan senelerdir.

Aynen işgal altındaki Filistin’de Herzog’un zorla yerinden edilen Filistinlilerin geri dönüş hakkını tanımadığı gibi, işgal altındaki Kıbrıs’ta da Tufan Erhürman zorla yerinden edilen Kıbrıslı Rumların ve Ermenilerin geri dönüş hakkını tanımıyor.

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının BM parametreleri (bölgeler) çerçevesinde yeniden tesis edilmesi gerektiğini söylediğinde, işgal bölgesinin anamuhalefet lideri olarak buna karşı çıkan Tufan Erhürman şöyle demişti:

“(Anastasiadis) 1960’a dönelim diyor. Kendisi de bunun olmayacağını biliyor. 1960’a dönmek tek bölgeliliktir. Ama şu anda Girne’de yaşayan insanları Limasol’a gönderemezsiniz. Artık iki kesimlilik var”…

Tufan üç noktada yürütüyor retoriğini:

(1)Savaş suçu olarak Kıbrıs’a iskan edilen Türkiyeli yerleşimcilerden oluşan “Kıbrıs Türk halkı” ve onların alamayacağı Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu.

(2)“Kıbrıs Türk halkı bu adanın tamamının kurucu ortağıdır”…

-Peki, neyin kurucu ortağıdır şu müphem “Kıbrıs Türk halkı”?

-Adanın tamamının!

-Çakıl, kaya, demir, kum ve çimento taşıyarak Akdeniz’in ortasına Kıbrıs adasını mı yaptılar, onun “kurucu ortaklığı” mı?

Tufan, adını bile söyleyemediği 1960-Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti hakkında “kurucu ortaklık” iddiası ileri sürüyor. Hem de 1974’te Kıbrıs’ı savaş suçu olarak işgal eden yerleşimciler 1960 Cumhuriyeti’nin “kurucu”suymuş!

(3) Tufan’ın retoriğinin üçüncü başlığı ise “garantörlük”tür.

“Kıbrıs Türk halkı bu adanın tamamının kurucu ortağıdır” dediği noktadan devam ederek Türkiye “Bu adanın tamamının garantörüdür” diyor.

Ayrılıkçı iki devletçiler tarafından senelerce sulandırıldı Garantörlük, “Türkiye KKTC’nin ve Kıbrıs Türk halkının garantörüdür”diye…

Şimdi de ayrılıkçı federalistler tarafından sulandırılıyor Garantörlük, “Türkiye Kıbrıs adasının tamamının garantörüdür” diye…

-Türkiye, işgal ettiği ve 51 senedir işgal altında tuttuğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal birliğinin ve toprak bütünlüğünün garantörüdür.

Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasını uygulamasını engeller ve toprağını kolonileştirir, gasp ettiği toprağı başta İsrailliler olmak üzere yabancılara satar ve toprak üzerinde savaş ve insanlığa karşı suçlar işler.

20 Temmuz 1974’te TBMM’de aldığı kararla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne savaş ilan ederek Kıbrıs Cumhuriyeti ülkesinin topraklarının %37’sini işgal etti Türkiye.

Aradan geçen 51 senede ATEŞKES ANLAŞMASI DAHİ İMZALANMADI.

Ateşkes anlaşmasının dahi imzalanamaması Türkiye’nin yayılmacı niteliğini ve Birleşmiş Milletler’in barış ve çözüm için Kıbrıs’ta hiçbir zorlayıcı niteliği olmadığını gösterir.

Türkiye 20 Temmuz’da sözde Yunan Cuntası’na karşı çıkarma yaptı, 23 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası düştü…

Cunta düştükten sonra 23 Temmuz’da Türkiye harekatı durdurmayı reddederek, Kıbrıs Cumhuriyeti ile savaşmaya devam edeceğini açıkladı.

İşte o noktada, Garanti Anlaşması öldü!

Garanti Anlaşması, 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken “yeni sömürge” niteliğinde bir devlet olması ve Kıbrıs’taki İngiliz sömürgeci varlığını garanti altına alması için icat edildi.

Garanti Anlaşması, zamanın İngiliz parlamentosunda dönemin Sömürge Bakanı’nın “Bazı coğrafyalar vardır jeostratejik konumları gereği ASLA bağımsız olamazlar” dediği çerçevede, Kıbrıs’ın tam bağımsızlığını ve egemenliğini engellemek için dayatıldı.

İngiliz emperyalizmi bunun için Türk ve Yunan devletlerini maşa olarak kullandı.

Türkiye bugün Garanti Anlaşmasını Kıbrıs’taki işgaline örtü olarak ve Kıbrıslıların kendi kaderini tayin hakkına zincir vurmak için kullanıyor.

Türkiye’nin Kıbrıs’ta garanti ettiği tek bir şey vardır: İngiliz sömürgeci varlığı ve İngiliz Üsleri!

About the author