Garanti Anlaşması feshedilmeden Kıbrıslılar kendi kaderini tayin edemez

Aziz Şah – “Kıbrıs sorunu” çözülecek diye hayallere kapılmayın.

İklim, atmosfer, konjonktür, doğalgaz, ticaret yolları, ABD emperyalizminin bölge dizaynı “Kıbrıs sorununun çözümünü tetikleyecek” diye hayallere kapılmayın…

1977’de Jimmy Carter’ın seçilmesinden beridir her ABD başkanlık seçimi “Kıbrıs sorunu için kritik eşik” diye sunuldu.

Son çeyrek asırda Clinton Yugoslavya’yı etnik temelde bölüp Balkanları yeniden sömürgeleştirirken, Bush Irak’ı etnik-dinsel temelde bölüp yeniden sömürgeleştirirken, sonra Obama Kaddafi’yi lime lime parçalayarak Libya’yı devletsizleştirip kabileleştirirken Kıbrıs’ta hep “son umut”tu ABD başkanları!

Biden seçilince liberal ahmaklık zirve yaptı. Seçilmezden önce “Başkan Yardımcısı olarak Kıbrıs’a gelmiş” diye bir sevinç dalgası ki… Türkiye-İsrail boru hattından komisyon almak için şirketler adına lobi yapıyordu Biden.

Son dönemde de “tek umut” Trump oldu!

Kendi kurtuluşu için mücadele etmeyenlerin “umutları”na gardiyan her zaman bulunur,

1976’da Kıbrıs Cumhuriyeti diplomatı olan Özdemir Özgür, amcası Dr. İhsan Ali’ye şöyle yazar:

-“Bütün ümitler Carter’ın iktidara gelmesine kalmıştır”.

Yıl 2025: Bütün ümitler Trump’ın Azeri-Ermeni anlaşması, Gazze soykırımı ve sarpa saran Ukrayna’dan sonra Kıbrıs’ı parmaklamasına kaldı.

Bütün ümitler Trump’ın,

-Gazze’den sonra Varoşa’yı riviera yapalım, demesine kaldı!

Bilinci sömürgeleşmiş olan insanın kendi kendinin asalağı olmasıdır Jimmy Carter’a bağlanan umuttan beridir tekrar eden.

Kendi kendinin asalağıdır kurtuluş mücadelesi vermeyen sömürge insanı.

-Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler.

Kıbrıs’ta da en az bilinen şey “Kıbrıs sorunu”dur.

Çünkü ahali kafesteki maymuna atılan fıstık gibi “müzakere masası”na atılan güvercin yemlerine alıştı!

-“Kıbrıs sorunu” Kıbrıslılar için kendi kaderini tayin edememe sorunudur.

-“Kıbrıs sorunu” emperyalistler içinse Kıbrıslıların kendi kaderini tayin etmesini engellemektir.

Kıbrıs sorunu emperyalizm açısından çözülmüştür.

15 Temmuz Yunan darbesi ve 20 Temmuz Türk işgali ile “Kıbrıs sorunu” hallolunmuştur.

13 Ağustos 1974’te Kissinger’in,

-“ABD açısından Türklerin adanın üçte birini almalarında bir sakınca yoktur” sözüyle Ankara’nın icazet aldığı 14 Ağustos istila harekatıyla “Kıbrıs sorunu” hallolunmuştur.

O gün bugündür kendi kurtuluşu için mücadele etmedi ve bir milli kurtuluş stratejisi oluşturmadı Kıbrıslılar ve Kıbrıs Devleti.

BM üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti devletini yıkmak için “garantör” Yunanistan darbe yaptı ve “garantör” Türkiye istila ederek etnik temizlik yaparak yerleşimci kolonizasyonuna başladı.

BM ise “Kıbrıs sorununun çözümü” adı altında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin feshedilmesi, yani devletsizleştirme için müzakere süreci başlattı.

Kafesin içindeki maymuna atılan fındık fıstık gibi müzakere masasına atılanlarla oyalandı Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği. Devletin feshedilmesi için yapılan dayatmaları kabullendi. Mazlum milletler emperyalist sistemde devletsizleştirilir. Yugoslavya’da, Irak’ta, Suriye’de ve Libya’da silah zoruyla yaptıkları devletsizleşmeyi Kıbrıs’ta BM eli ile yürüttüler.

-Kürtleri ve Filistinlileri devletsiz bırakan emperyalist sistem Kıbrıs’ta bağımsız ve egemen bir devlete tahammül mü edebilir?

Bir yeni sömürgecilik biçimi olan “garantörlük sistemi” Kıbrıs’a bu yüzden dayatıldı. Kıbrıs’ın hiçbir zaman normal bir devlet olmaması için…

Ezilen ulusların bağımsızlık mücadelelerinin küresel çaptaki etkisi ile dekolonizasyon süreci 1955’ten itibaren Kıbrıs’ta da yaşandı. Britanya emperyalizmi Kıbrıslıların bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini soğurmak için 1955’te Türkiye’yi “Kıbrıs meselesi”ne angaje etmek amacıyla Londra Konferansı’nı düzenledi.

Dünyada hakimiyetin Britanya’dan ABD’ye geçtiği süreçtir bu. 1957’de ABD Başkanı Eisenhower İngiliz Başbakanı Macmillan’a

-artık, “Kıbrıs adasını üs olarak” elinde tutamayacağını ama Garantörlük Sistemi ile “adada bir üs” sahibi olabileceğini söyler.

1959-60’ta Türkiye ve Yunanistan’ı dahil ederek Zürich ve Londra Antlaşmaları’yla yeni sömürgeci bir modelle “Garantörlük Sistemi”ne dayalı zincire vurulmuş bir devlet yaratırlar; diğer sömürgelerde kaybettikleri hakimiyeti Kıbrıs’ta da kaybetmemek için!

Garanti Anlaşması, dünya hakimiyetinin Britanya’dan ABD’ye devredildiği koşullarda Kıbrıs’ı yeniden sömürgeleştirmek için uluslararası hukukun bir icadıdır.

Bir “yeni sömürgecilik” şekli olan Garantörlük Sistemi bugün hala Kıbrıslıların ayağına vurulan zincirdir. Kıbrıslıların kendi kaderini tayin etmesinin önündeki en önemli engeldir.

Garanti Anlaşması varolduğu sürece Kıbrıs’ta normal bir devlet kurulamaz.

Garanti Anlaşması varolduğu sürece Kıbrıs’ta sadece yeni sömürge protektora yapıcıklar oluşturulur.

Kıbrıs’ta normal bir devlet kurulmadığı sürece normal bir hayat başlamayacak.

-Etnik kabileciliğe dayalı olarak sürekli ayrılıkçılık ve ayrımcılık üreten, anayasal yurttaşlık yerine sömürge tebaalığının varolduğu, İngiliz ve diğer emperyalist üsleri karantinaya alan bir sistemdir yeni sömürgeci Garanti Anlaşması.

Garanti Anlaşması’nın üç tane işlevi var bugün:

-Birincisi Kıbrıs’taki Türk işgalinin üzerini örtmek.

-İkincisi Kıbrıslıların kendi kaderini tayin hakkının ve Kıbrıs’ın bağımsızlığının engellenmesi.

-Üçüncüsü de İngiliz üsleri ve diğer emperyalist üsleri tartışılamaz kılmak.

GARANTİ ANLAŞMASI FESHEDİLMEDEN “KIBRIS SORUNU” ÇÖZÜLEMEZ, KIBRISLILAR KENDİ KADERİNİ TAYİN EDEMEZ.

Konuşacaksak buradan başlayalım…

Ha, diyorsanız ki, biz hayvanat bahçesinde kafesteki maymunuz, müzakere masasına atılan fındık fıstık bize yeter.

-Fıstığın içini yerler, kabuğunu size atarlar!

About the author