
Aziz Şah – Ehliyet başvurusu yapan 20’lerinde 3-4 genç form dolduruyor, biri diğerine soruyor:
-Buradaki adresi mi yazacağız, yoksa Antakya’dakini mi?
O anda aklıma Arif Hoca’nın sözü geldi.
Girdim araya “KKTC vatandaşı mısınız?” diye…
-Evet, dediler… Düşünüyorum, ‘bunlar bu yaşta nasıl vatandaş oldular’ diye. Bertan Zaroğlu gibi mi, Mümtaz Soysal gibi mi? Yoksa müstafi Tümamiral Cihat Yaycı gibi mi?
Şimdi bunların Kıbrıs’ta olmayan “hakları”nı savunur Tufan “müzakere masası”nda Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı!
-“Güneye geçiş”ten ve “güneyde araç kullanma hakkı”ndan başladı, yarın da KC vatandaşlığı ister!
Kıbrıs Cumhuriyeti kontrolündeki bölgede araç kullanırken ehliyette adres olarak Hatay mı yazacak, LefkoşE mi?
-İşte bütün mesele bu, ya taksim ya ölüm!
Maksat “masaya koyduklarımızı reddettiler” demek için hepsini boca etti Tufan masaya…
Hatay’dan taşınmışlar buraya, işgal rejimi KKTC’nin “vatandaşı” olmuşlar; tam da taşınamamışlar sanki… Ehliyet başvurusu yaparken Hatay’daki adresi mi, işgal bölgesindekini mi yazacak bilemiyor!
Hangi adresi yazacağını bilmiyor, çünkü işgal işbirlikçisi sahtekar “sol”un uydurduğu gibi “burasını vatan bildikleri” falan yok!
-Burası vatanları değil, işgal ettikleri topraktır.
New York’tan Kudüs’e gidip Filistinli’nin evini gasp eden Siyonistten farkları yok…
İşgal altındaki Filistin’de Siyonist de sorar heralde ehliyet alırken:
-New York’taki adresi mi yazayım, yoksa Kudüs’tekini mi?
Arif Hoca ne demişti?
-“Tek uyruklu yurttaş çekti bu ülkenin kahrını”…
Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki nüfus meselesi yalnızca bir “yerleşimci sömürgeciliği” değildir, aynı zamanda “çift uyruk” meselesidir de!
Bu çift uyruk/tabiyetliler sorunu Arif Hasan Tahsin’in tespitidir.
22 Şubat 1985’te Kurucu Meclis’te şöyle der:
-‘‘Kıbrıs Türkü’nün yurttaşlık hakkına tecavüz edilmiştir bu 10 yıl içinde. (…) Birden fazla uyruğu olanlar tek uyruklulardan daha fazla bir nüfusa sahip olmuşlardır. (…) 1963’ü yaşadık, Türkiye Büyükelçiliği’ne sığınmaları gördük. İngiliz Büyükelçiliği’ne sığınmaları gördük. TEK UYRUKLU YURTTAŞ ÇEKTİ BU ÜLKENİN KAHRINI. 1974’ü yaşadık. Saray Otel birden fazla uyruklu olan kimselerle doldu. Ve helikopterler gelip almışlar bu yurttaş dediklerimizi. Ve 10 yıl içinde (…) Kıbrıs Türkünün nüfusunu aşan bir nüfusu yurttaşlığa kabul etmişlerdir. (…) Bu birden fazla uyruk işi bu noktada kesilmezse Kıbrıs Türkü’nün devamlılığı tehlikeye girer inancındayım’’…
2003’e kadar Kıbrıslı Türk toplumunun temel sorunu pasaporttu. Türkiye’den taşınan savaş suçu nüfusun TC pasaportu vardı, onların kendine mesele ettiği şey, ayaklarının altına serilen ganimet Rum mallarının tapularını alamamaktı. 1995’te CTP o işi halletti, tapularını aldılar!
Özker Özgür’ün asimilasyon politikasına karşı yazdığı bir yazıdan dolayı Kıbrıslılara “yabancılara mahsus” verilen seyahat belgesi de TC Elçiliği tarafından iptal edilince yerli Kıbrıslı ile TC’li yerleşimciler kutuplaştı:
-Gerçek bir pasaport ile ganimete tapu arasında!
2003’te ne zaman ki Ledra Palace Kapısı açıldı ve Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna eriştik, o zaman da Türkiyeli yerleşimcilere “Türk pasaportu” yetmemeye başladı, Kıbrıslıların pasaportuna göz koydular.
7 Aralık 1988’de yayınlanan “Korkutma-Kurtarma” başlıklı yazısında Arif Hasan Tahsin “çift uyruk” konusunda şöyle der:
-“Bu sorun da, Kıbrıs Türkü’nün, egemenlik ve bu topraklarda varolup olamayacağıyla yakından ilişkili bir sorundur. Ve sorun, sadece Türkiye’den gelenler sorunu da değildir. Sorun, tek tabiyetlilerle, birden fazla tabiyetliler sorunudur.
Bugün, vardığımız noktada, Kıbrıs’ta yaşayan tek tabiyetli Kıbrıslı Türk yurttaşların nüfusundan, birden fazla tabiyet taşıyan nüfusun çok daha fazla olduğu kesindir.
İngiliz, Avustralya, Kanada, Amerikan ve Türk yurttaşlığını da taşıyanlar bir yanda, sadece dünyaca kabul edilmeyen Kuzey Kıbrıs yurttaşları öte yanda…
Hem, başka bir ülkenin yurttaşı olacaksın, hem de bu ülkede, bu ülkeden başka gidecek yeri olmayanlarla eşit haklara sahip olacaksın. (…) GELİP OY KULLANACAK VE BU TOPRAKLARIN İNSANLARININ HAKLARININ ÇİĞNENMESİNİ SAĞLAYACAKSIN.
1974’den başlayarak oynanan bu oyuna son vermek gerekir.
Alın bakın 1976, 1981 ve 1985 genel seçim sonuçlarına. Ve, Türkiye’den taşınan nüfusun oylarını düşün partilerin oy hanelerinden. Göreceksiniz ki, UBP’yi, Kıbrıs Türkü, hiçbir seçimde seçmemiş. Meseleye insancıl bir mesele olarak bakmayı kabul etmek, peşinen yanlışı kabul etmek demektir.
Mesele, insancıl bir mesele değil, aslında insan hakları meselesidir.
Bu mesele, dünyada pek ender rastlanan, bir ülkenin insanının ülke sahipliğinde, silahların gölgesinde, ama silahsız tecavüz etme meselesidir. Bir başka türden işgal yani”…
Bu işgale, YERLEŞİMCİ SÖMÜRGECİLİĞİ diyoruz.
Antakya’dan gelip ehliyet uzatma formunda adres kısmına Antakya’daki adresini mi Kıbrıs’taki adresini mi yazacağını bilmeyen yerleşimci nüfus, Kıbrıs’tan başka gidecek bir yeri olmayan TEK UYRUKLU KIBRISLILAR adına oy kullanarak kaderimizi tayin hakkımızı gasp eder 1976’dan beridir!
Arif hoca,
-Tek uyruklu yurttaş çekti bu ülkenin kahrını, derdi.
Tufan ise, savaş suçu olarak buraya taşınan TC-KKTC uyruklu yerleşimcilerin hiç varolmayan “hakları”nı müzakere masasına koyduğu 10 maddenin birinci sırasına yazdı!
