
Aziz Şah – Önümüzdeki dönemde belirleyici olan iki konu var:
-“Güvenlik ve garantiler” adıyla statükonun sürdürülmesi.
-Türk mafyasının Kıbrıs’ın işgal bölgesinde yeniden örgütlenmesi ve yeni mülkiyet rejiminin inşaası.
Kendi tarihine ve coğrafyasına sömürgecinin gözüyle bakan Kıbrıslılar olanı biteni başı kesik tavuk gibi izliyor…
Halil Falyalı öldürüldüğünde temel soru yerine kim(ler)in geçeceğiydi.
“Kurtlar Vadisi”ndeki gibi ölenin yerine geçecek olanı “konsey” belirlemez; sahadaki gerçeklik ve mücadele ile devletin hamiliği belirleyicidir.
Sömürgecinin medyasında propaganda edilenlerle beyni yıkanan sömürgeleşmiş Kıbrıslılar sorgulayamaz…
-Falyalı’yı “Kıbrıs’ın kralı” ilan etmişti sömürgeci medya!
Teknoloji hızla gelişiyor, kara paranın pompalandığı alanlar hızla çeşitleniyor ve devlet kontrolü dışında “mafya” mümkün değildir.
Siz böyle bir denklemde Halil Falyalı’yı öldürürseniz, doğacak boşluktan haftada bir otogaleri kurşunlaması çıkar.
-Bu da tesadüf değildir…
Halil Falyalı’yı yaratıp yok edenler, otogalerileri kurşunlayan ve işadamlarına “kan bedeli” fatura kesen çeteler ile yeni bir mülkiyet rejimi kuruyor.
Yıllar önce bir yazı yazdıydım “İTEM Yasası’ndan İTEM-B Yasası’na” diye.
-İTEM Yasası Rum mallarına çökmek için yapıldı.
O gün o yazıyı yazarken tam olarak kastettiğim bugünkü durumdu “İTEM-B Yasası” derken…
Gün gelir gaspçı olarak size “emanet” edilen Rum malları sizden alınarak bir başkasına verilir:
-Bu ya yasayla olur ya da tetikçi ile. İkisi de şiddettir!
Halil Falyalı’ya Türk mafyası emanetçi olarak devasa bir servet emanet etti. Sonra da yok etti…
Gasp ile elde edilen servet gasp ile yitirilir. Çünkü elde ettiğiniz mülkiyetin kaynağı üretim değil, devletin/işgalin şiddet tekelidir.
Şiddet tekeli ile elde edilen servet şiddet tekeli ile (İTEM Yasası altında) korunur ve kaybedilir.
Şiddet tekeli ile gasp edilmiş mülkü “Türkiye’nin garantörlüğü kırmızı çizgimizdir” diye savundunuz bugüne kadar…
-İki dönüm bir evlek gasp edilmiş malı ZORLA ELDE TUTMAK için “iki bölgeli iki toplumlu federasyon” ve “Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü” dediniz…
-Hem Türkiye’nin “garantörlüğü”nü savunursunuz hem de Türkiye’den gelen tetikçilerin yarattığı “güven” sorunundan rahatsızsınız.
Baş aşağı çevirelim bu söylediğimizi:
-Türkiye’nin “garantörlüğü” ile Rumların mallarını gasp ederek servet sahibi oldunuz, “garantör” Türkiye’den gelen yeni nesil mafya çeteleri ise diyor ki:
-“PAYIMIZI VERECEKSİNİZ!”
Kıbrıs’ın işgal bölgesinin Türk ekonomisindeki yeri kara para üretimi, aklanması, servet transferi, paranın dolaşımı için “kanalizasyon” görevi görmektir.
“Garanti Anlaşması” da bu sürecin üzerine atılan “Kıbrıs’ta hak ve menfaatlerimiz var” örtüsüdür.
“Garanti Anlaşması”nın üç tane işlevini saydım:
-Türkiye’nin Kıbrıs’taki işgalinin üzerini örtmek, diplomasi masasında koz olarak kullanmak;
-Türkiye bu kozu kullanarak Kıbrıslıların kendi kaderini tayin hakkını Britanya emperyalizmi ve Yunanistan ile bloke eder. Bankada bloke edilen hesap gibi Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin egemenliği bloke edilmiştir, blokajı kaldıracak bir mahkeme de yoktur. Uzun soluklu siyasal bir mücadele gerektirir bu!
-Bu iki maddenin esas hedefi ise, Britanya üsleri ve diğer emperyalist üsleri tartışılamaz kılmak ve karantina altına almaktır.
Dördüncü bir işlevi daha var “Garanti Anlaşması”nın:
-Kıbrıslı Türk toplumunu ya da Türkçe konuşan “müslüman” Kıbrıslıları sonsuza dek “Osmanlı bekası” olarak imparatorluğun kaybedilmiş topraklarını geri almak için maşa olarak kullanmak.
İstirdatçı-ilhakçı akla göre, Kıbrıslı Türk toplumunun Kıbrıs üzerine hiçbir hakkı yoktur, hak Türkiye’nindir; Kıbrıslı Türkler ise sadece ve sadece Türkiye’nin Kıbrıs’ı geri alması (istirdat planı) için kullanılacak bir truva atıdır.
İşte bu yüzden, EN ÇOK adalı olarak bu ada üzerinde hak iddiası olan Kıbrıslı Türk toplumunun Garanti Anlaşması’nın ortadan kaldırılması için mücadele etmesi gerekirdi.
Bu söylediklerimin Garanti Anlaşması’nın içeriğiyle hiçbir alakası yoktur…
Dünya tarihinin en kısa ve en anlaşılır “anlaşmaları”ndan biri olup da en çok manipüle edilen metindir “Garanti Anlaşması”…
Garanti Anlaşması’nın içeriği nedir?
-Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğü ve anayasal birliği karşısında Türkiye’ye yüklenen sorumluluğun adıdır “Garanti Anlaşması”…
-Kıbrıs bölünemez, başka bir devlet ile birleşemez ve üzerinde ayrı bir devlet kurulamaz. Bunların propagandası dahi yapılamaz.
-Garanti Anlaşması bir güvenlik anlaşması değildir, bireysel ve toplumsal güvenliği sağlamaz; sadece “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni muhafaza eder”!
-Garanti anlaşması Türkiye’ye Kıbrıs üzerinde hiçbir “hak” vermez.
Lozan’ın 20’nci maddesi ile Kıbrıs’taki tüm haklarından tamamen vazgeçti Türkiye. Garanti Anlaşması Lozan’da kaybedilen Kıbrıs’ı geri vermiyor; Türkiye’ye kalıcı üs bile vermiyor!
Türk/Osmanlı devlet aklında Kıbrıslı Türk toplumu “Osmanlı bakiyesi”dir, tebaadır, iradesi yoktur, maldır, alınıp satılır ve müzakere masasında kullanılır.
-Daltonlar, Casperlar, Redkitlerden mi rahatsız oldunuz?
-50 senelik hırsızlar, size diyorum; siz daha tehlikelisiniz!
-Silah zoruyla gasp ettiğiniz mallar “sonsuza dek” yanınıza kalacak mı zannedersiniz?
-Bir “İTEM-B Yasası”na bakar servetin eldeğiştirmesi.
Yeni nesil mafya çetelerinin bir sloganı var Türkiye’de tam olarak Kıbrıs’a uyan:
-“Barış isteyen boyun eğecek!”
51 yıldır “barış” içinde yaşamıyor musunuz?
