
Aziz Şah – Tayyip Erdoğan 2021’de “müjde” olarak cami-meclis-saraydan oluşan bir Külliye inşa edileceğini ilan etti.
“KKTC meclisi”nin kürsüsüne çıktı:
-Size yeni bir meclis, cumhurbaşkanlığı ve camiden oluşan bir külliye yapalım, dedi.
C. Türk Partisi Başkanı Tufan Erhürman ise şöyle dedi o günlerde:
-“C. Türk Partisi’nin açıklaması da çok net. Nedir C. Türk Partisi’nin söylediği? Çok basit bir şey. Bu memlekette eğer bir meclis binası yapılacaksa, bir cumhurbaşkanlığı binası yapılacaksa bununla ilgili kararı verecek olan makam, merci bellidir. Buna Kıbrıs Türk Halkı karar verir. Ve nasıl karar verir? Meclis binası yapılacaksa meclis kararı gerektirir. Dünyanın neresinde meclisin kararı olmaksızın bir meclis binası yapıldığı görüldü ki? Bu bizim için bir irade meselesidir. Kıbrıs Türk Halkı’nın özne olma meselesidir”…
Erdoğan “özne”yi düdüğe çevirdi…
Sonra da verdi Tufan’ın eline. Al bu düdüğü çal dedi…
Tufan da aldı düdüğü köyün yalancı kavalcısı gibi çaldı. Erdoğan’ın emri ile yapılan külliyeye “halkın evi” demeye başladı…
Külliye’nin tamamlanmasından sonra Erdoğan’ın yardımcısı Cevdet Yılmaz da Yüksek Mahkeme’nin de Külliye’nin içine taşınacağı duyurdu.
Hukuk bürokrasisi de bu durumu sevinçle karşıladı. Avukatlar gıkını çıkarmadı.
-Yarın onların eline de bir düdük verirler…
Erdoğan Türkiye’de yapamadığını yaptı Kıbrıs’ın işgal bölgesinde, mahkemeyi külliyenin içine taşıdı.
Külliye inşaatı başladıktan sonra öğrendik ki arazi 1974’te silah zoruyla gasp edilmiş Ermeni mülkünün üzerine yapıldı.
Yüksek Mahkeme’nin duvarına yazsınlar:
-Gasp edilmiş arazi mülkün temelidir!
Şimdi düşünün ki bu mahkeme silah zoruyla taşınmaz mülkleri gasp edilen Ermeniler ve Rumlar ile köyleri askeri bölge ilan edilen Maronitlerin haklarından sorumludur!
***
KKTC’nin eski meclis binası gasp edilmiş Dianellos & Vergopoulos Sigara Fabrikası’ydı, şimdiki “KKTC meclisi” ise gasp edilmiş Ermeni arazisinin üzerinde…
Yani gasp edilen Rum mülkünden gasp edilen Ermeni mülküne taşındı “KKTC meclisi”!
“KKTC Cumhurbaşkanlığı” ise İngiliz’den kalma Silihtar Sarayı’ndan gasp edilmiş Ermeni mülküne taşındı…
Daha önceleri yabancı diplomatlar geldiğinde Dianellos & Vergopoulos Sigara Fabrikası’nı gasp eden “KKTC meclisi”ni ziyaret etmiyorlardı, gasp edilmiş Rum malı olduğu için! Savaş suçunu meşrulaştırmak anlamına gelirdi bu…
Tek bir yere giderdi yabancı diplomatlar: İngiliz sömürge vali yardımcısının Silihtar Sarayı’na!
O saray İngiliz sömürge vali yardımcısından Kıbrıs Cumhurbaşkanı muavini Dr. Küçük’e geçtiği için kabul gördü.
Tayyip Erdoğan’ın silihtar sarayını “gecekondu”ya benzetmesi ile gasp edilmiş Ermeni mülkünün üzerine külliye inşa edildi…
Bu süreçte başta federalistler olmak üzere farklı kesimlerin bir korkusu vardı:
-Yabancı diplomatlar Silihtar’a gelirdi… Ya Külliye’ye gelmezse?
Korktukları gibi olmadı…
Önce İsveç’in Lefkoşa Büyükelçisi Martin Hagström 1974’te silah zoruyla gasp edilmiş Ermeni mülkü üzerindeki Külliye’ye geldi…
Sonra BM Genel Sekreteri Guterres’in kişisel temsilcisi Holguin’in mercedesi girdi Külliye’nin kapısından içeri…
En son da ABD’nin Kıbrıs Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Daniel Mangis gasp edilmiş Ermeni mülküne ayak bastı…
-Dianellos & Vergopoulos Sigara Fabrikası’na ayak basmayan yabancı diplomatlar nasıl oluyor da gasp edilmiş Ermeni mülkü üstündeki Külliye’ye yol bağladı?
-Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin politikasıdır bu!
Kıbrıs’ta kısa vadede iki kaybeden vardır: Zorla yerinden edilen Kıbrıslı Rumlar ve Türkler.
Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği Kıbrıs’taki Türk işgalinden, yerleşimci kolonizasyonundan ve toprak gaspından şikayetçi değildir.
İşgalden şikayeti olan zorla yerinden edilmiş Kıbrıslılardır…
Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin ve elitlerinin iki tür siyaseti vardır: Yunanca ve İngilizce.
Yunanca olarak “Rumdan Ruma” Türk işgali, EOKA mücadelesi ve “Den Sehno” (Unutmuyorum) propagandası yaparlar. İngilizce olaraksa “unuttum” sadece ticaret yaparım…
Gasp edilmiş Dianellos & Vergopoulos Sigara Fabrikası’ndaki “KKTC meclisi”ne ayak basmayan yabancı diplomatlar bugün gasp edilmiş Ermeni mülkü üstündeki Külliye’de fink atıyor…
Bu durum, Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin ve Rum elitlerinin “ticaretime bakarım” politikasının sonucudur.
BM Genel Sekreteri Guterres’in kişisel temsilcisi Holguin ile yabancı diplomatlar silah zoruyla gasp edilmiş Ermeni mülkü üzerine savaş suçu olarak inşa edilen Külliye’ye ayak basarak savaş suçlarını meşrulaştırıyorlar.
Guterres’in temsilcisi Holguin artık Kıbrıs’ta savaş suçunun ortağıdır…
Silah zoruyla gasp edilmiş Ermeni mülkü üzerindeki Külliye’ye ayak basarak Cenevre Konvansiyonu ve Roma Statüsü’nü ayaklar altına aldı!
Temel insan haklarını ilkesel olarak dahi savunamayan sahtekarlar adaleti savunamaz Bayan Holguin…
