
Aziz Şah – Bundan dört sene önce Mehmet Ali Talat “Halk TV”ye çıktı, Şirin Payzın ve Emin Çapa’nın programında konuştu. Yazılı medyada Talat’ın bu röportajı yok…
Tarih arşivine geçmesi açısından bu röportajda söylediklerini aktaracağım.
Tufan Erhürman’ın bugün “EVİMİZ” dediği külliye için Talat altını çize çize “YASA DIŞI” diyor.
Talat, tarihimizde bir gericilik, gericileşme, işbirlikçilik ve teslimiyetçilik kriteridir.
-Talat bir ölçü birimidir!
-“Ankara otur derse otururum, kalk derse kalkarım” diyerek omurgasını bırakıp yok oldu.
Talat’ın altına düştüğünüz anda “omurgasız terliksi” olarak başlarsınız siyasete.
Mehmet Ali Talat 1980’lerden 2000’lere evrimleşerek omurgasını yitirdi.
Tufan Erhürman ise doğrudan omurgasız olarak oturdu koltuğa. Evrimleşme süreci bu noktada başlıyor…
***
Mehmet Ali Talat şöyle diyor:
-“Bize bir külliye yapılacağı, bize bir cumhurbaşkanlığı binası, bize bir saray yapılacağı bir müjde olamaz.
Biz bunu kabul edemeyiz. Kabul etmedik zaten. Kıbrıslı Türkler gerçekten kabul etmedi. Bunu birazcık mantık dışı buldu. Birazcık da komik buldu hatta. Yani gerçekten olamazdı böyle bir şey.
Bize verilecek olan müjde… Örneğin Türkiye ile bizim serbest ticaret düzenine geçeceğimiz ifade edilebilirdi. Kıbrıs’ta üretilen ürünlerin Türkiye’ye ihracındaki engellerin ortadan kaldırılacağı ilan edilebilirdi…
Bakın size bir şey daha söyleyeyim. KKTC’de bir takım yatırımlar yapılıyor. Bu yatırımlar örneğin yol projelerinin hayata geçirilmesi ya da bazı binaların yapılması. Bunların ihalesi Türkiye’de açılarak Türkiyeli müteahhitlere ihaleler veriliyor. Türkiyeli müteahhitler de kendi araç parklarını ve çalışanlarını buraya getirerek adeta yol ya da bina konduruyorlar. Katma değeri sıfıra yakın ekonomik faaliyetler yürütüyorlar.
Bunların yanlış olduğunu ve bugüne kadar da bu politikanın yanlış bir şekilde yürütüldüğünü ve Kıbrıs Türk ekonomisine katkısının sınırlı olduğunu defalarca anlattık. Bunu Türkiye hükümetlerine de anlattık. Türkiye’deki politikacılara da anlattık. Anlar gibi yaklaştılar ama bugün her şeyi Türkiye’de ihale eder hale getirdiler. Bugün Kıbrıs’ta ihale edilen hiçbir yatırım kalmadı. İhaleler Türkiye’de açılır oldu ve sadece Türkiyeli müteahhitler katılır oldu.
Hatta daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bizim yasalarımıza göre herhangi bir binanın yapılabilmesi için buradaki Mühendis Mimar Odaları’nın ilgili biriminin yapılan projeyi vizelemesi gerekiyor. Yani onay vermesi gerekiyor. Bizim ülkemizin teknik şartlamelerine ve uluslararası alandaki mühendislik şartlarına uygun olduğunun tescil edilmesi gerekiyor. Bunlar bile yapılmıyor bugün ve bütün projeler Türkiye’de hazırlanıyor. Buradaki kurumların hiçbir onayı alınmadan projeler hayata geçiriliyor bakın çok acil olarak bir pandemi hastanesi yapıldı. Bu pandemi hastanesinin bütün her şeyi, projeleri her şeyi Türkiye’de yapıldı ve Türkiye tarafından bir müteahhide ihale edildi. Ve buna benzer bütün projeler Türkiye’de ihale ediliyor… Görevlendirildi bir müteahhit. Bu müteahhit de Kıbrıs’taki havaalanını çalıştıran Taş Yapı Şirketi’ydi. O şirkete görev verildi ve onlar yaptı bu inşaatı. Dolayısıyla ihale bile yapılmadı.
Üstelik de KKTC’yi Kıbrıs Rum Devleti ile eşit statüde, egemen ve eşit bir devlet olarak dünyaya tanıtma iddiası ortaya konurken, bu Kıbrıslı Türk müteahhitlerin veya Kıbrıslı Türk iş insanlarının da yer alacağı ihaleler yerine tamamen Türkiye’nin karar verdiği ihalelerle buradaki faaliyetlerin yürütülmesi ve ayrıca bizim buradaki yasal olarak var olan kurumlarımızın hiçbirinin dikkate alınmaması, kale alınmaması, Mühendis Mimar Odaları’mızın vizeleme yetkisi bulunan bu kurumumuzun hiç bilgisi dahilinde olmayan hareketlerle projelerin hayata geçirilmesi kabul edilebilir bir şey değil.
Ve üstelik şunu söyleyeyim size yasa dışıdır, yani bugün eğer külliye yapılacaksa bu külliye yasa dışı olacaktır…
Kurallarımızı çiğnemektedir. Ve yasal olarak tamamen kabul edilemez bir durumdadır. Ve gün gele bir sorun olursa yasa dışı bir işlem olarak addedilecektir. Bunun unutulmaması lazım”…
***
Mehmet Ali Talat’ın bu söyledikleri siyasi geçmişi ile tutarlıdır.
Talat, “külliye yasadışıdır” diyerek KKTC’yi savunuyor.
Ayrılıkçı KKTC’yi savunma konusundaki pozisyonunu gazeteci Erdal Güven’e açıklarken şöyle diyordu Talat:
-“KKTC ilan edildikten ve Anayasa kabul edildikten sonra, 1980’lerin sonunda bir parti meclisi toplantısında söz aldım… Dedim ki: ‘Arkadaşlar, göreceksiniz gün gelecek bu Kıbrıs’ta KKTC’yi biz savunacağız CTP olarak (…) hem de Türkiye’deki bazı çevrelerin müdahalelerine karşı yapacağız’…”
Bağımsızlık aşkından söyemiyor bunu!
Her küçük burjuva etnik ayrılıkçı siyasetin altında burjuvalaşma isteği vardır: Denktaş’ın Türk’ten Türk’e kampanyası gibi…
C. Türk Partisi’nin dönüşümünde dört aşama vardır:
-İki ayrı halk, ayrılıkçı KKTC’yi “kendi kaderini tayin hakkı” olarak sahiplenme, yerleşimcileşme ve işadamlaşma süreci.
C. Türk Partisi’nin kendi politikasında KKTC’yi savunmasının nedeni işadamlaşma/burjuvalaşma hedefidir.
Yeni Ercan, pandemi hastanesi ve külliye inşaatları ise Kıbrıslı Türk “bakkal” sermayesine şunu söylemiştir: Siz artık yoksunuz!
1980’lerin sonunda Talat’ın,
-Türkiye’ye karşı KKTC’yi savunacağız, dediği tam olarak buydu.
CTP’nin ayrılıkçı siyaseti, sömürgeci Türkiye sermayesine tüm alanları teslim ederek misyonunu tamamladı.
Bakkal ile finans kapital mücadele edemez…
Ayrılıkçı Kıbrıslı Türk siyaseti “bakkal” sermayesine dayanır.
“Bakkal” kendi “onuru” olan mahallesini finans kapitale teslim etti. UBP ve CTP’nin ayrılıkçı siyaseti misyonunu tamamladı:
-“Efendim, Kıbrıslı Türk işadamlarına neden yol ihalesi vermezler” diyerek savunabileceğiniz bir KKTC kalmadı!
Mehmet Ali Talat bu süreci omurgasızlaşarak tamamladı.
Tufan Erhürman ise onun bıraktığı yerden omurgasız başladı…
