
Aziz Şah – Birleşmiş Milletler Kıbrıs’ta statükonun bekçisidir.
Emperyalizm için “Kıbrıs sorunu” 1974’te çözüldü, BM de bunun bekçiliğini yapar.
Daha farklı bir şekilde söylersek, BM Kıbrıs’ta işgalin garantörüdür. Türkiye’nin silah zoru ile yarattığı oldubittilerin korunması için uğraşır.
Bugüne kadar yazdığım yazılarda BM’nin “müzakere masası” için şunu savundum:
-BM müzakereleri ve parametreleri Türkiye’nin toprak ve nüfus üzerinde işlediği savaş suçlarının meşrulaştırılmasıdır.
***
2025’i 2026’ya devreden günlerde arka arkaya üç olay yaşandı:
-29 Aralık’ta Mammari’de iki Kıbrıslı Rum çiftçi tampon bölgede ekim yaparken saldırıya uğradı. Traktörlerinin camları taşlarla kırıldı ve işgal rejimi tarafından tutuklanmaya çalışıldıklarını ifade ettiler.
-5 Ocak’ta ise Avlona’da BM’nin “gri bölge” diyerek Kıbrıslı Rum toprak sahiplerinin ekmesine izin vermediği araziye Kıbrıslı Türk çiftçiler traktörleriyle ekim yaparak toprak gaspına başladı.
-Mammari ve Avlona’da yaşanan saldırı ve toprak gaspı vakalarında ayrı olarak, 10 Ocak günü başka bir olay yaşandı.
Holguin demişti ya, “Kıbrıs’ta BM’nin ne işi var?”
1975’ten 1989’a kadar Kıbrıs’ta işgale karşı tek gerçek mücadeleyi veren zorla yerinden edilmiş kadınların Women Walk Home hareketiydi. 1975’te 30.000 kadın Varoşa’nın kapısına dayandı. BM Barış Gücü ise kadınların evlerine gitmesine izin vermedi.
10 Ocak 2026 Cumartesi günü 1975’te 30.000 kadının katılımıyla gerçekleşen yürüyüşün görüntüleri gösterilecekti Derinya’da.
Gösterim kısmen tampon bölgede yer alan ve sembolik bir mekân olan Derinya Açık Hava Sineması’nda yapılacaktı.
BM Barış Gücü 1975’te evlerine gitmek isteyen kadınları engellediği gibi 51 sene sonra aynı yerde engellediği yürüyüşün videosunun gösterilmesine müsaade etmedi.
***
Burada uzun bir parantez açayım:
Mammari ve Avlona’da yaşanan saldırı ve toprak gaspı vakalarının arka arkaya gerçekleşmesi tesadüf değil. Tufan Erhürman’ın sözde “çözüm atmosferi oluşması için” Hristodulidis’e şart koştuğu 10 madde ile de tutarlılık oluşturur bu saldırı ve gasp eylemleri.
Ayrıca Türkiye’nin “BM parametreleri”ni reddederek iki devlet politikasını dayatmasından sonra “oyalantı” olsun diye BM Genel Sekreteri Guterres sözde “Güven Yaratıcı Önlem” adı altında AB finansmanında tampon bölgeye güneş enejisi parkı projesi ortaya attı.
Tampon bölge bugün teknik olarak BM’nin işgali altındadır. Türkiye’nin işgal ettiği Kıbrıs’ın kuzeyi ile işgal etmediği güneyi arasında BM Barış Gücü kontrolünde adamızı doğudan batıya keser. Tampon bölge Kıbrıs Cumhuriyeti toprağıdır kuzeydeki topraklar gibi. Guterres’in babasının malı değildir tampon bölge. O arazilerin de tapulu sahipleri vardır. Arazilerini ekmesine izin verilmeyen çiftçiler gibi…
Ayrı bir statüsü yoktur tampon bölgenin. Ama tampon bölgeye güneş enerjisi parkı kurarak bir statü yaratılabilir hem de AB finansmanıyla!
Türkiye’nin işgali altındaki kuzey ile Kıbrıs Cumhuriyeti kontrolündeki güney arasında tampon bölgeye güneş enerjisi parkı kurarak ayrı bir statü yaratabilirsiniz. “Kıbrıs sorunu”nda yeni bir “detay” yaratıp 10 sene tartıştırırsınız!
Neye yarar tampon bölgeye ayrı statü verilmesi?
-Türkiye’nin Kıbrıs’ı istirdat yolunda yürüttüğü politikaya yeni bir alan açılır.
***
Şimdi dönelim başa…
Bir yanda tampon bölgede Kıbrıslı Rum çiftçilere saldırı…
Diğer yanda tampon bölgede Kıbrıslı Rum toprak sahiplerine BM’nin ekmesine izin vermediği arazileri Kıbrıslı Türk çiftçilerin İsrailli yerleşimciler gibi gasp etmesi.
Bu politikanın öncülü Ağustos 2023’te Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı olmasından sonra Kıbrıs’ta yaşanan ilk krizdir:
-Pile-Arsos arasına “yol yapma” bahanesiyle Türk işgal güçlerinin tampon bölgeye buldozerle dalması!
Bir yandan işgal rejimi tampon bölgeye yayılmaya çalışırken öte yandan AB finansmanında tampon bölgeye güneş enerjisi parkı projesi ortaya atıyor BM…
Bunlara paralel olarak Tufan Erhürman’ın sözde “çözüm atmosferi oluşması için” ortaya attığı 10 madde var.
Ne der Tufan o şartlarda Hakan Fidan’ın ağzıyla?
-“İki tarafın güvenlik kuvvetleri arasında iletişim kanalı kurulması”…
İki taraf (işgalci güç ile işgal altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti) arasındaki iletişim kanalı BM Barış Gücü’dür.
Bu yaşanan vakaların hiçbirinde de Kıbrıs Cumhuriyeti askeri ile Türk askeri karşı karşıya gelmedi. Kıbrıslı Rum çifçiler ile işgal güçleri karşı karşıya geldi.
Tufan’ın söylediğinin bambaşka bir anlamı vardır: BM’nin tek yaptığı iş postacılıktır. İki taraf arasında postacılık yapar. Tufan diyor ki, iki taraf doğrudan iletişim kursun. Peki, “postacı” ne olacak?
İlk cümlede diyorum ki: “Birleşmiş Milletler Kıbrıs’ta statükonun bekçisidir”.
BM’yi ancak yeni bir statüko yaratarak çıkarırsınız Kıbrıs’tan. Bu ise Tufan’ın “4 şartı”nın dördüncüsüdür:
-“Müzakere masası sonuçsuz dağılırsa statükoya dönülmeyecek”…
Tampon bölgeye statü kazandırma çabası ile “postacı” BM Barış Gücü’nü tasfiye çabası Türkiye’nin “iki devletli çözüm” politikasına hizmet eder. Tampon bölgede Kıbrıslı Rum çiftçilere saldırı ve Kıbrıslı Türk çiftçilerin İsrailli yerleşimciler gibi tampon bölgedeki Rum çiftçilerin arazilerini BM gözetiminde gasp etmesi Tufan’ın maşası olduğu yeni statükoya giden yoldur.
***
Vaktim olmadığı için yeni yazı yazamadım son günlerde. Velhasıl memlekette bu vakaları yazıp, tarihsel bütünlük içinde analiz edecek gazeteci yok. Sonuçta “gri bölge”! Rum çiftçi ekemez, Türk ekebilir…
Lanetli 1996 senesinde 3 Haziran’da Stelios Panayi’nin öldürülmesiyle başlamıştı “Öldürmek için ateş et” politikası. Tasos Isaak ve Solomos Solomou cinayetlerinden bu yana -bugün yaşadıklarımız- tampon bölgede gerçekleşen en ciddi vakalardır.
En son yağmurdan sonra garavolli toplarken Petros Kakoullin öldürülmüştü 13 Ekim 1996’da; yerde ağır yaralı yatırken 3 mermi sıkılmıştı.
“Öldürmek için ateş et”ten belli ki tampon bölgedeki topraklar üzerinden ihtilaf yaratmaya yönelik bir politika geliştiriliyor BM gözetiminde…
Yarın tampon bölgede “mülkiyet sorunu” da çıkar!
Yerleşimci sömürgeciliğinin yeni aşamasının çan sesleridir bunlar.
İşgal kuzeyle sınırlı kalmayacak. İşgal kanserdir, yerleşimci kolonizasyonu ise tümör.
