
Aziz Şah – Dr. Küçük’ün Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapılması dahil, tarihimizde serbest seçim yoktur.
Küçük’ü Özel Harp Dairesi seçti, sonra onu kaldırdı Denktaş’ı oturttu koltuğa.
Bugüne kadar okumadıysanız, açın Özel Harp Dairesi Başkanı Kemal Yamak’ın anılarını okuyun. Ballandıra ballandıra anlatır.
65 senedir hepsinin eti aynı düdüklü tencerede eridi birbirine karıştı.
Birine atanmış diğerine seçilmiş diyemezsiniz…
Birine lider, diğerine kukla diyemezsiniz…
Hepsi kukladır, hepsi atanmıştır!
Bu ikiyüzlülük kendini “muhalif” diye pazarlayanların karakteridir.
Akıncı’yı sever “lider” der, Tatar’ı sevmez “kukla” der. Tufan’ı seçen yerleşimciler, Tatar’ı seçtiğinde “müdahale” olur!
Kendi ilkesizliklerine göre kimine “atanmış” derler, kimine “seçilmiş”!
1974’e kadar Özel Harp Dairesi’nin sopası seçti başımızdaki muhtarı, 1974’ten sonra Türkiyeli yerleşimcilerin oylarıyla atandılar.
Türkiye’nin önde gelen Marksist uluslararası ilişkiler hocalarından Haluk Gerger anlatır Lefkoşa’da TC Büyükelçiliği’ndeki tanıklığını:
-“Bütün Elçilik mensupları Denktaş’tan ‘Kıbrıs’ın Muhtarı’ olarak söz ederken, kendilerini de bir ülkeye atanmış diplomatlar olarak değil de, bir vilayetin ayrıcalıklı yönetimleri olarak görmekteydiler”…
***
Tarihimizdeki kırılmalardan biri 1981’dir. Ziya Rızkı’nın Denktaş’ı alt ettiği anlatılan seçim…
Arif Hasan Tahsin anlatır:
-Denktaş kendisinin %48 aldığının belli olmasından sonra ikinci tura gitmeye hazırlanırken radyodan yapılan anonsta Denktaş’ın seçimi kazandığı ilan edilir.
Bu anonsa Denktaş’ın şaşırdığı da aktarılır.
Bunun üzerine muhalefet parti başkanları Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Ülfet Emin’e şikayete gittiğinde “Gidin elçiye” demiş Arif Hasan Tahsin’in anlattığına göre…
İkinci turda birkaç bin “yeni vatandaş”la Denktaş gene seçilirdi, Ziya Rızkı seçilseydi bile Türkiye’nin emrinde olacaktı.
1981’de Türkiye’de seçim yapılmıyor, Türkiye’nin sömürgesinde ne gerek var seçime!
İşte KTÖS o dönem, saçma da olsa, “bağımsız devlet”i savunurken 1981 seçiminden çıkar yola,
-“Bağımsızlık ama Türkiye’den bağımsızlık” diyerek.
Ne kadar saçma değil mi?
Türk işgali altında KTFD bağımsız olamadı, (o günlerdeki adlandırmayla) “Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti” mi olacaktı?
***
Velhasıl 1981’de Denktaş kendi iradesi dışında oturtuldu o koltuğa. Şaşırdı da…
Şaşırmaması lazımdı, çünkü daha önce Dr. Küçük’ün yerine de Özel Harp Dairesi Başkanı Kemal Yamak tarafından geçirildi.
1974’e kadar BEY (Bayraktarlık/Özel Harp Dairesi-Elçilik-Yönetim) idaresi tarafından yönetildik, 1974’ten sonra iki General ve TC Elçisinden oluşan Üst Koordinasyon Kurulu aldı onun yerini.
Yarım asırdır TC asker-sivil bürokrasisinin kontrolünde askeri bir rejim hüküm sürmektedir Kıbrıs’ın işgal bölgesinde, sivil bir idare ya da demokrasi yoktur.
İşgale karşı bir muhalefet olmadığı için “demokrasi” havası oynanır!
***
İki general ve TC Elçisi ile Kıbrıs’ın kuzeyini yöneten Üst Koordinasyon Kurulu’nun üyesi GKK komutanı Tuğgeneral Galip Mendi, 2000 yılında “cumhurbaşkanı” seçimleri sonrası düzenlenen bir yemekte,
-“Cumhurbaşkanlığı seçimleri de büyük bir başarı ile sona ermiştir. Seçmenlerin %97’si TC devletine, silahlı kuvvetlerine, elçiliğine ve Türk milletine bağlılığını göstermiş, %3 oranındaki küçük bir azınlık ise karşı olduğunu ortaya koymuştur” der.
Denktaş, Eroğlu, Akıncı ve Talat’ın oylarını topladığınızda %97’yi bulursunuz.
Askeri rejim açısında kime oy verildiğinin önemi yok; Galip Mendi’nin baktığı noktadan rejimin meşruiyeti açısından sandığa atılan oydur önemli, kime verildiği değil. Oy rejime verilmiştir!
Galip Mendi’nin bu sözleri pusuladır. Çünkü Mendi o sırada her anlamda mızrağın ucudur.
Barnabas baskını ve Kutlu Adalı cinayeti sırasında 1994-1996’da “Özel Harp Dairesi”nin Kıbrıs ayağı Sivil Savunma Teşkilatı’nın başındaydı. Avrupa-Afrika gazetesinin matbaasında bombalar patlarken 2000-2002 arası Güvenlik Kuvvetleri Komutanıydı…
Kimin kazandığının önemi yok, sandıkta rejimin meşrulaştırılmasının önemi var.
Yoksa kimin kazandığı bir radyo anonsuna bakar 1981’de olduğu gibi…
Şöyle der Galip Mendi:
-“% 97’lik kesim içindeki muhalifler ülkemiz ve devletimiz için bir tehlike arz etmemektedir”…
Kimdir bu muhalifler?
-Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı.
Sonra sırayla o koltuğa oturtuldular, “tehlike arz etmeme”nin karşılığında!
Koltukta da bir güzel terbiye edildiler…
Devamında şöyle der Galip Mendi:
-“Bu muhalif kesim TC devletine, Türk milletine, Silahlı Kuvvetlerimize ve Elçiliğimize karşı herhangi bir söz, eylem vb yıkıcı faaliyetlerde bulunmadıkları sürece Türkiye’deki, buradaki kurulu partilere, KKTC yöneticilerine yönelik muhalefetlerinin boyutu ve hatta daha ileri giderek şu anki cumhurbaşkanları Denktaş’a karşı saldırsalar bile bir tehlike arz etmemektedir”…
-Denktaş’a saldırmak rejim için bir tehlike arz etmez.
Kıbrıs’ın işgal bölgesini Üst Koordinasyon Kurulu yönetir. Bu kurul GKK ve KTBK komutanları ile TC Elçisinden oluşur.
2000’de bu kurulda GKK Komutanı olarak bulunan Galip Mendi şöyle der:
-“Bu nedenle seçimlerle de ortaya konulan başarı nedeniyle, yıllardır emirler, talimatlar doğrultusunda görevlerini başarıyla yapmış olan tüm personeli kutlarım”…
-Denktaş’a saldırmak bile bir tehlike arz etmez, diyor Galip Mendi…
Nereden nereye geldik!
Ünal Üstel’e saldırmayı bugün marifet zannediyor gazetecisi, siyasetçisi, sosyal medya fenomeni. Varlıklarını böyle sürdürüyorlar…
Çünkü aynı türden kuşlar birlikte uçar!
