
Aziz Şah – İçinde yaşadığınız rejimi ve sömürgeci sistemi tanımlamadan magazin haberi bile yapamazsınız, olayları yorumlayamazsınız ve sadece rejimin manipülatörü olursunuz.
Böyle olduğu için medyanın kapasitesi ahaliyi Jujulama seviyesindedir…
Her gün bombardıman halinde psikolojik harp yürütülür. Dünya görüşü olmayan, düşünmeyi bilmeyen, bilgiye erişimi olmayan insanlar daha da embesilleşir.
***
Basının içinden geçmiş biri olarak çok açık konuşacağım…
Seneler önce dinliyorum önemli bir inşaat şirketinin reklam bölümünde çalışan arkadaşımı. Gördüklerinden sonra Kıbrıs’ı terk etti, İngiltere’de aşçı oldu…
Gazetelere parayla nasıl haber yaptırdıklarını ve yapılan haberlerin kalıplarını anlatmıştı. Sonra anlattığı şekilde yapılmış haberler gözüme batmaya başladı her gazetede…
Simon Aykut tutuklandığında ve 19 Temmuz 2025’te beş Kıbrıslı Rum işgal rejimi tarafından esir alındığında patladı böyle haberler.
Simon Aykut’un duruşmalarına bir “haber ajansı sahibi” gelirdi… Bir seferinde salona girerken Aykut omuzuna dokunarak:
-“Sana güveniyorum” dedi ona.
Ertesi gün aynı fabrikasyon haber muhalif ve yandaş bütün gazetelerin manşetlerindeydi!
Beş Kıbrıslı Rum esir alındı. Birkaç gün sonra Müteahhitler Birliği Başkanı bir “muhalif” gazetede manşetti. Bir süre geçti, bu defa 5 Kıbrıslı Rumu ihbar edip tutuklatan işadamı başka bir “muhalif” gazetede manşetti!
Orwell’in tanımıyla “Gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediği şeyleri yazmaktır, gerisi halkla ilişkilerdir”.
Kıbrıs’ta işgal altında ise “gerisi” yalnızca “halkla ilişkiler” değildir, psikolojik harptir ve manipülasyondur.
***
İki tür medya kuruluşu var Kıbrıs’ın işgal bölgesinde: Rejimin açık sözcüleri ve rejimin örtüleri.
İçinde yaşadığımız rejimi ve sistemi tanımlamanın önemi burada başlar.
Kıbrıs’ın işgal bölgesinde askeri bir rejim hüküm sürer, yarım asırdır TC asker-sivil bürokrasisinin kontrolünde bir sömürge sistemi inşa edildi, ilmek ilmek örüldü, sivil bir idare ya da demokrasi yoktur.
Seçim olması, hükümet kurulması ve başbakan olması -değil işgal altında- dünyanın hiçbir yerinde TEK BAŞINA bir sivil idare ve demokrasi kriteri değildir.
Kıbrıs’ın işgal bölgesi GKK ve KTBK komutanları ile TC Elçisinden oluşan Üst Koordinasyon Kurulu’nın aldığı kararlarla yönetilir. Uygulama ise Yardım Heyeti (Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi) ve TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) uhdesindedir.
***
Serdar Denktaş seneler önce kendi meşrebince “Kıbrıslı Türk milliyetçiliği” yapmaya çabalarken şöyle demişti:
-“Yardım Heyeti’ni istemiyorum burada, adı bile ağrımıza gidiyor. Ortada Türkiye’nin yaptığı yardımları, kendi cebinden ödüyormuş gibi düşünen bir heyet var. Önlerinde Bakanlarımın el pençe divan durması, önce izin alıp sonra faaliyet göstermesi isteniyor. Müdürüm, müsteşarlarım izin almaksızın kalem oynatmasın isteniyor”…
Varlığınızı Türk varlığına armağan edip, işgal edilen topraklarda yerleşimci kolonizasyonuna hizmet ettikten sonra “Kıbrıslı Türk milliyetçiliği” bir safsatadır. Ya Kıbrıslısınız ya da Türksünüz!
Dünyada ABD emperyalizminin sembolü US-AID’dir, Kıbrıs’ta da Türk sömürgeciliğinin sembolü TC Elçiliği Yardım Heyeti’dir. İsimleri bile aynı…
***
Rejimi tanımlamak neden önemlidir?
-Eğitim ile ilgili haber yapan gazetecilerin işgal rejiminin “Milli Eğitimin Temel İlkeleri”ndeki eğitim sisteminin “Geçici 10. Madde”si olan “Uyumluluk” ilkesinden haberi yoktur: “Kıbrıs Türk milli eğitim kurumları ile Türkiye’deki eğitim kurumları arasında uyum sağlanır”…
Bu anlamda hem müfredat hem altyapı Türkiye’ye tabidir.
Nazım Çavuşoğlu bu durumu şöyle açıklamıştı:
-“Eğitim Bakanlığı olarak 100’ün üzerinde okul projesini TC’ye bağlı Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi’ne (Yardım Heyeti) sunduk. Bu projeler kabul edilmediği için çadırda eğitim yapıyoruz”…
İşte bu yüzden önemlidir rejimi tanımlamak.
Nazım Çavuşoğlu okullara çivi çakmak için sömürge rejiminin Yardım Heyeti’ne tabiyiz, diyor…
Bunu söylediğinde işgalin ve sömürge rejiminin üstünü örtmek için şamata çıkardı muhalif gazeteciler ve siyasetçiler. Çünkü Yardım Heyeti’nin adının duyulmaması lazım!
-Altyapı projeleri ile ilgili haber yaparlar. TC-KKTC Karayolları Protokolü’nden bile haberleri yoktur. Luggoları yamama yetkisi Türkiye’ye devredildi…
Serdar Denktaş şöyle demişti: “Yol konusundaki ülke gerçeklerini de unutmamak gerekir. Yollarımız Türkiye tarafından yapılmaktadır”…
-Elektrik ile ilgili haber yaparlar. Elektrik üretimi için kamu yatırımı yapılmayacak diye madde koydu TC Devleti sömürgeci protokollere… Onu da unutup KIB-TEK’e saldırırlar!
-Yağmur suyunu bile TC Devlet Su İşleri’nden satın aldığımızdan haberiniz var mı?
-Kıbrıs’ın işgal bölgesinde toprak satışı askeri istihbarat Sivil İşler’in iznine tabidir. Gece gündüz toprak ve mülkiyet meselesi konuşulur.
“Kıbrıs’ın kuzeyinde gizli İsrail işgali var” diye bağırırlar. İsraillilere kimin izni ile satılır toprak?
(Devam edecek)
