
Aziz Şah – Ne dedik?
–İçinde yaşadığınız rejimi ve sömürgeci sistemi tanımlamadan magazin haberi bile yapamazsınız!
Ne yazacaksınız magazin haberinde?
Eleni’nin gasp edilmiş toprağının üstündeki kumarhanede ya da Maria’dan gasp edilmiş otelde yılbaşı gecesinde sahne alan Türkiyeli şarkıcıların vergisiz kazandıkları milyonları mı?
-Silah zoruyla gasp edilmiş arazideki kumarhanede İzmir Marşı söylemelerini mi?
İçinde yaşadığınız askeri rejimin, sömürge düzeninin, apartheid hukukun adını koymadan hiçbir şey yazamazsınız.
Yazarsanız, en iyi ihtimalle reklamcısınız!
Daha kötüsü, rejimin ne olduğunu bilerek “gazeteciliği” manipülatör olarak yapıyorsunuz.
En doğrusu ise psikolojik harpçisiniz!
***
İşgal rejiminde son dönemde gazete(ci) ve otogaleri sayısı patladı.
-Pislik arttıkça “medya” palazlandı.
Kıbrıs’ın işgal bölgesinde medyayı sol-sağ, muhalif-yandaş, kiralık-satılık diye ayırmıyorum artık.
Bir söylem bütünlüğü var çünkü. İnsanlarda yarattıkları duygular paralel gelişiyor. Bu söylem “evimizin önü ve bahçesi”nin etrafında dolaşır:
-Evimizin önünü ve bahçesini temizleyelim, diyorlar.
Ev rejimdir: Askeri rejim, işgal rejimi, sömürge rejimi!
Bahçe rejimin bahçesidir.
Bu “medya” ve “muhalefet” evimizin önü ve bahçe dediğinde neyi kasteder?
-KKTC’de hukuk, eğitim, vatandaşlık, ekonomi, üretim…
Evet, son zamanlarda C. Türk Partisi ve Tufan Erhürman “üretim” sloganını hortlattı.
-“Üreten yok olmaz, Kıbrıs Türk halkı üreterek var olur” dedi Tufan.
Elyeli badadez üreticilerinin bir sloganı vardır:
-“Ürettikçe tükeniyoruz” diye!
Evin önünü ve bahçeyi temizlemekten bahsedenler badadez üreticilerinin neden “Ürettikçe tükeniyoruz” dediğini anlamazdan gelir.
Çünkü “Neden ürettikçe tükeniyoruz?” diye sorduğunuz an rejim çıkar karşınıza!
***
Ne dedik?
–İçinde yaşadığınız rejimi ve sömürgeci sistemi tanımlamadan magazin haberi bile yapamazsınız!
Vatandaşlıklar ile ilgili haber yaparlar…
Kutlu Adalı’nın Kayıt Dairesi Müdürlüğü’nden nasıl kovulduğundan haberleri yoktur…
Absürdlüğe bakın ki rejime hizmet eden bu gazetecilere golifa gibi her sene “Kutlu Adalı Onur Ödülleri” dağıtılır…
Halil Falyalı’nın haber sitesine bile ödül verdilerdi (da sonra geri almak zorunda kaldılar sanırım)!
Yasalara ve tüzüklere göre uygun olmayan kişilere vatandaşlık vermediği için Kayıt Dairesi Müdürü ve Nüfus Başyazmanı Kutlu Adalı ile Muhaceret Dairesi Müdürü Erol Bayram TC Büyükelçiliği’ne çağrılır, Elçilik Müsteşarı Onur Öymen tarafından azarlanır, sonra da görevlerine son verilir. Yerlerine sömürge rejiminin talimatlarına göre vatandaşlık verecek “memurlar” geçer…
***
Bu yazıyı yazmama vesile son kurşunlama vakalarıdır.
Ne dedik?
-Kıbrıs’ın işgal bölgesinde gazete(ci) ve otogaleri sayısında patlama var.
-Pislik arttıkça “medya” palazlandı.
Çünkü medya hem pislikten beslenir hem pisliği örter.
Gazete(ci)ler, otogaleriler ve tetikçiler aynı pisliğin mahsulüdür: Kara para!
Ne der Elyeli badadez üreticileri?
-“Ürettikçe tükeniyoruz”…
Gazete(ci)ler, otogaleriler ve tetikçiler ise üretmedikleri için vardırlar.
***
Kıbrıs’ın kuzeyi Türk ordusunun ve devletinin kontrolündedir.
Tetikçiler Türkiye’den gelir, silahlar Türkiye’den gelir, gümrükler ve limanlar Türkiye’nin kontrolünde, KKTC rejim polisi Türk ordusuna bağlı!
Buna karşın hem muhalif hem yandaş medya Türkiye’den gelen tetikçilerin yarattığı “güvenlik” sorunundan dolayı Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki “sivil idare”yi suçlar…
Askeri rejimde “sivil idare” mi olur?
Çok açık konuşacağım:
-Gerçeğin ne olduğunu, yani Kıbrıs’ın işgal bölgesinde TÜM SORUMLULUĞUN ANKARA’DA OLDUĞUNU bile bile, “atanmış” ve “yetkisiz” dediği kişileri (Ünal Üstel’i, Dursun Oğuz’u, Erhan Arıklı’yı) suçlayan gazeteciler, yazarlar, sosyal medya fenomenleri işgal rejiminin gönüllü kalemşörleridir.
İstedikleri kadar bağırsınlar, istedikleri kadar mağduru oynasınlar, istedikleri kadar bedel ödeme edebiyatı yapsınlar.
Bu gazeteciler “atanmış” dedikleri kişilerden daha çok hizmet eder işgale…
***
Bir şeyi değiştireceğinden yazmıyorum. Midemi bulandırdığınız için yazıyorum…
Yoksa satılmışlar daha çok satılacak, manipülatörler daha çok manipüle edecek, psikolojik harpçiler ise ahaliyi insanlıktan çıkarmaya devam edecek!
Doğan Harman gelir aklıma…
Annan Planı zamanı Doğan Harman miting meydanına CTP’liler ile girince kalabalıktan biri laf atar:
-“Ne arar bu satılık kalem aranızda!”
Doğan Harman cevap verir:
-“Satılık değil, kiralık. Parayı kim verirse onun için yazarım”…
***
Bu yazının ilhamını Ünal Üstel’den aldım.
Çünkü Ünal bey kendisine “atanmış”, “yetkisiz”, “iradesiz” diyen medya ve muhalefet ile aynı şeyi söylüyor.
Ünal Üstel dedi ki:
-“Bazı güvenlik olaylarını bahane ederek, sorumluluğu Ankara’ya bağlamaya çalışan söylemler, gerçeği yansıtmayan açık bir algı operasyonudur”…
Ünal Üstel’e “atanmış”, “iradesiz” ve “yetkisiz” diyen medya ve muhalefet de aynı şeyi söylüyor:
-Sorumlu Ankara değil, önlem almayan KKTC hükümetidir.
***
“KKTC”nin kendi yasal mevzuatına göre “iç ve dış güvenlik” Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlıdır.
Bu, işgale örtü olan “Geçici 10. Madde”dir.
İşgale örtü olan medya ve muhalefet, “Geçici 10. madde”yi de örtüyor!
***
2000 yılında Mustafa Akıncı “polis sivile bağlansın” dediği için Tuğgeneral Ali Nihat Özeyranlı Kıbrıslıların karşısına dikilip şöyle demişti:
-“Her ihanetin bedeli vardır ve bu bedel ödenecektir… Oklar hedefe ulaştıkça ve hedefin kalbine girdikçe, canı yananların bağırtısını duyuyorum ve bir kez daha ne kadar haklı olduğumu görüyorum”…
Artık sömürgecinin sopasına ihtiyaç yok, işgal rejiminin medyası ve muhalefeti var!
