Ekmek ve hürriyet tüzük değil büzük meselesidir!

Aziz Şah – Geçen sene Ocak’ta bir hafta arayla önce Hakan Fidan geldi Kıbrıs’ın işgal bölgesine, sonra da Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere uyguladığı ambargoya karşı Omorfo’da üreticiler eylem yaptı.

Hakan Fidan,

-“Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonlar insanlık suçudur” dedi.

Üreticiler iseKıbrıslı Türklere karşı uyguladığı ambargodan dolayı Türkiye’ye karşı eylem yaptı.

Elye Üreticiler Komitesi,

-“Muhatabımız TC Elçiliği’dir, bir sonraki eylemimizi TC Büyükelçiliği’nin önünde yapacağız” dedi.

***

Hakan Fidan, Kıbrıslı Rumlara “iki devletli çözüme cesaret edin” dedi:

-“Son 50 yılda adada bir gerçeklik oluşmuş durumda. Bu gerçekliğin artık bir hukuksallığa bürünerek iki devletli bir çözümle Kıbrıs’ın yoluna devam etmesi gerekiyor”…

Fidan sonra da, işgal gerçeğini “hukuksallığa büründürmeyi” savunan iki kişiyle görüştü: Kudret Özersay ve Tufan Erhürman.

Bu sene yine, yeniden ve geneTürkiye narenciye üreticisine ambargo uyguladı… Seneye de uygulayacak, ondan sonraki seneye de… Son ağaç kuruyana kadar!

Geçen sene ambargoyakarşı eylem yapan narenciye üreticisi bu sene sesini çıkarmadı. Neden?

Tufan külliyeye oturtulduğu için mi?

C. Türk Partisi’nin tarih boyunca işlevi bu oldu: Bir koltuk verin CTP’ye, eylemler kesilsin, sloganlar sansürlensin, konuşanlar sussun!

C. Türk Partisi işgal rejiminin emniyet sübabıdır.

***

Narenciye üreticisine 25 sene önceki hikayeyi hatırlatayım…

2000-2004 arasında Kıbrıs’ın işgal bölgesinde Ankara’nın Sömürge Valisi olarak görev yapan Hayati Güven anlatır:

-“İlk geldiğim aylardı. ‘Portakal üreticilerinin şikayetleri var, sizinle görüşmek istiyorlar’ dediler…

Üreticilerle görüşmek üzere Güzelyurt’ta bir kahveye gittik. Gayet hareketli bir ortam vardı kahvede. O dönemde de gerçekten portakal üreticisinin büyük sıkıntıları vardı, mallarını satamıyorlardı.

Kahvede herkes bir ağızdan konuşuyor, bağırıyor, çağırıyor, şikayet ediyor falan.

Sonunda birisi elini kaldırdı,

-‘Size bir önerim var’ dedi.

Ben de,

-‘Dinliyorum not alıyorum, nedir öneri?’ dedim…

-‘Biz ürettiğimiz portakalı satamıyoruz. Sattığımızın da parasını alamıyoruz. Portakalı büyükelçiliğe getireceğiz, size teslim edeceğiz, siz de çeki bize keseceksiniz’ dedi.

-‘Kaç ton getiriyorsunuz?’ dedim.

-‘80 bin ton’ dedi.

-‘Peki, ben ne yapacağım bu portakalı’ dedim…

-‘Valla o sizin bileceğiniz iş, ne yaparsanız yapın’ dedi…

***

Öğrendiğim kadarıyla 2000 yılında bu diyaloğun sonucunda narenciye satıldı. Çünkü sorunu kaynağında çözersiniz…

Sorunun kaynağı Türk işgalidir. İşgalin karargâhı ise TC Sömürge Valiliği’dir.

***

Elye Üreticiler Komitesi geçen sene açıklamasında şöyle dedi:

-“Ülkemizde üreticinin bitirilme süreci 1994 yılında alınan ABAD kararları ile başladı, süreç içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin çeşitli nedenler ortaya koyarak ürünlerimizi gümrüklerden döndürmesi ile devam etti”…

1972’den 1991 yılına kadar Kıbrıslı Türkler “Port of Famagusta” mührüyle ‘tercihli özel gümrük uygulaması’ üzerinden Avrupa’ya ihracat yaptı. Ta ki “Port of Famagusta” yerine “KKTC” mührü vurulsun…

1994’te Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Mağusa Limanı’nı mühürlerken Türkiye’nin talimatı ile ABAD Davası’na müdahil bile olunmadı…

Hüseyin Angolemli’nin aktardığına göre,

-“Ankara öyle istedi. Biraz beklememi söylediler” dedi Derviş Eroğlu Meclis’te!

Omorfo’da Türkiye’nin ambargosuna karşı yapılan eylemde bir üretici şöyle demişti:

-“Türkiye, ABAD’da savunma yapılmasına dahi izin vermedi, bizim işbirlikçiler de dinledi”…

Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği Papadopulos ve Anastasiadis döneminde iki kez “Kapalı Maraş’a karşı Mağusa ve Ercan limanlarının açılması”nı önerdi…

Mehmet Ali Talat ve Mevlüt Çavuşoğlu reddetti Mağusa Limanı’nın AB denetiminde açılmasını!

Mağusa Limanı’nın kapanması için uğraşan Ankara, açılmasını neden istesin?

***

Mağusa Limanı’nın kapanması için KKTC mührünün vurulması ve ABAD davasına müdahil olunmaması tesadüf değildi.

ABAD kararından 4 sene sonra…

26 Şubat 1998’de sözde KKTC ile Türkiye arasında imzalanan “Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması”nda ABAD kararı gerekçe olarak gösterilir:

-“Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) 5 Temmuz 1994 tarihli Kararı uyarınca, KKTC menşeli tarım ürünlerinin AB ülkelerine ithali yasaklanmış, diğer ürünlerde ise vergi uygulaması getirilmiştir. Sözkonusu Karar neticesinde, ihracatının büyük bir bölümünü AB ülkelerine gerçekleştiren KKTC önemli bir darboğaz içine girmiştir” diye başlar anlaşma…

Sonrasında Türkiye ile KKTC’nin “ekonomik ve mali bütünleşme hedefi” için bir dizi madde sıralanır.

Mağusa Limanı’nın kapatılması Türkiye’nin ilhak (ekonomik ve mali bütünleşme) politikasının parçasıdır.

Limanı “KKTC mührü” ile kapattırarak amaçlarına ulaştıktan sonra sözde “TC-KKTC ticaret anlaşması”na şu maddeyi koyarlar:

-“KKTC menşeli malların ülkemize ve ülkemiz üzerinden üçüncü ülke pazarlarına ihracına imkân sağlanması”…

Mağusa Limanı’nı kapattırdılar, Türkiye limanlarına mecbur kalalım diye.

Şimdi de Türkiye limanlarını kapattılar, tamamen yok olalım diye…

***

Tufan Erhürman diyor ki:

-“Ben şunu hazmetmedim, hazmetmeyeceğim: 2004’te Avrupa Birliği yetkililerinden kendi kulağımla duydum, üç tüzüğün yürürlüğe gireceğini. Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü, Direkt Ticaret Tüzüğü… Nerede Direkt Ticaret Tüzüğü? 21 yıl oldu…”

-“Ben bunu hazmetmem”…

Vallahi Tufan, bu 21 senede İKİ KERE MAĞUSA VE TİMBU (ERCAN) LİMANLARININ AÇILMASI TEKLİF EDİLDİ.

Türkiye reddetti…

Kıbrıslı Türk toplumunun AB kontrolünde Mağusa Limanı’ndan ticaret yapması teklifini Mehmet Ali Talat “ŞEYTANCA BİR ÖNERİ” olarak tanımladı!

Tufan Erhürman ise, “Direkt Ticaret Tüzüğü’nün 21 senedir yürürlüğe girmemesini hazmedemiyorum” diyor…

Ekmek ve hürriyet tüzük değil, büzük işidir.

-Tufan, sordun mu Ankara’ya?

Ankara’nın müsaadesi var mı, Kıbrıslı Türk toplumunun üretip dünyayla bütünleşmesine?

About the author