Avrupa’da Türkçe için verilen “mücadele”

Oz Karahan – 26 Mayıs 2019 tarihinde Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleşti.

Seçimlere aday olan tüm Türkçe konuşan Kıbrıslıların ortak söylediği şey Türkçe’nin Avrupa Birliği’nin resmi dillerinden biri olması zorunluluğuydu.

Bunun sebebi Türkçe konuşan Kıbrıslıların devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden birisinin Türkçe olmasıydı.

Seçimler gerçekleşti ve ilk defa Türkçe konuşan Kıbrıslılar bu seçimlere “ciddi” olmasa da bir ilgi gösterdi.

Tüm Kıbrıs’ın en büyük değeri olan Şener Levent’in öncülüğünde Yasemin Hareketi olarak biz de bu seçimlerde mücadele verdik.

Seçimlerde birçok yönden bir devrim yapsak da, başkalarının arkamızdan yürüttüğü kirli propagandalar neticesinde maalesef Avrupa Parlamentosu’na gidemedik.

Bu kirli propagandaların baş mimarlarından olan Türkçe konuşan Kıbrıslı Niyazi Kızılyürek ise seçimde yapılan binbir alicengiz oyunu neticesinde galip gelerek parlamentonun yolunu tuttu.

Ve tam 580 gündür tüm Avrupa’yı yöneten bu parlamentonun bir parçası.

Evet 580 gün…

580 gündür adını sanını duymamış olabilirsiniz çünkü kendisinin bu parlamentoda yaptığı “hiçbir” çalışma yok!

Yanlış anlaşılmasın, Türkçe konuşan Kıbrıslılar için bir çalışmadan söz etmiyorum.

Genel olarak Kıbrıs’tan giden altı milletvekili arasında Avrupa Parlamentosu’nda en az faaliyet gösteren kişi.

Ama hakkını bir konuda yemek istemem.

Avrupa Parlamentosu’nda AKEL haricinde yer alan Kıbrıslı parlamenterlerin Türkiye ve Erdoğan faşizmi karşısında yaptığı faaliyetleri profesyonelce baltaladı bugüne kadar.

Hatta bu parlamenterlerin Şener Elcil’e destek için yaptıkları faaliyetleri bile.

Muhtemelen önümüzdeki günlerde Avrupa gazetemiz ve Şener Levent’e karşı Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejisine karşı gerçekleşecek faaliyetler de AKEL’ci iki parlamentere rağmen hayata geçecek.

Konumuza geri dönersek, Türkçe’yi Avrupa Birliği’nin resmi dili yapacağı vaadi ile seçilen bu zat, seçildiği günden beri bu konuda ada basınına verdiği birkaç kıytırık demeçten başka bir şey yapmamıştı.

Ta ki yakın zamana kadar…

Herhalde kendisine gelen eleştirilere artık dayanamadı ki Kıbrıs’taki temsilcisi aracılığıyla bir “dilekçe” kampanyası başlattı muhterem.

Di-lek-çe…

Bir Avrupa parlamenteri olmaksızın herhangi bir Avrupa vatandaşının, Avrupa Parlamentosu internet sayfasından iki dakikasını ayırarak oluşturabileceği bir dilekçe kampanyasından söz ediyorum!

6 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanan bu dilekçeye yapılan federalist medya pohpohlamasına rağmen imza verenlerin sayısı ise bugün itibarı ile 435 kişi!

Bizi Kıbrıs milliyetçiliği yapmakla suçlayan ve sıkça “Türkçe konuşan Kıbrıslı” terimini kullanmamızı eleştiren güruhun ise Avrupa Parlamentosu’na dilekçe verirken bu terimi kullanmasına hiç şaşırmadım.

Yanlış anlaşılmasın Türkçe’nin Avrupa Birliği’nin resmi dillerinden biri olması benim de savunduğum bir şey.

Ama bugün Kıbrıslıların onca sorunu varken toplumumuzun çoğunun 2-3 jenerasyon önce öğrendiği bir dili Avrupa Birliği’nin resmi dili yapmak için uğraşmak, Rumca konuşan Kıbrıslıların AKEL ve bu şahıs hakkındaki düşüncelerini bir noktada haklı duruma çıkarmakta.

Biliyorsunuz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ikisi AKEL’den olmak üzere altı milletvekili var.

Dört Kıbrıslı, bir Türk sevici ve bir de “Türk”…

(27 Aralık 2020 tarihinde Avrupa gazetesinde yayınlanmıştır)

About the author