Savaş suçlularının son akşam yemeği: Taşınmaz Mal Edinme Yasası

Aziz Şah – 7/5/2024

Kıbrıs’ın kuzeyindeki yerleşimci kolonizasyonunu ve Kıbrıslı Rumlara ait arazilerin satışını hızlandırmak için “Taşınmaz Mal Edinme Yasası” hazırladılar.

Bu yasanın ilginç bir özelliği var: Mülkiyet satışında kota sistemi getiriyor.

Yasa tasarısına göre, bir site veya apartman projesinin en fazla yüzde 80’i yabancılara satılabilecek, geriye kalan yüzde 20 ise KKTC ve TC yurttaşlarına “kota” olarak ayrılacak!

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin karşısına dikilip, “egemen eşitlik” ve “siyasi eşitlik” diye Kıbrıs’ı fifty-fifty bölüşmeyi savunursunuz…

Sonra da bir apartmanda %20 kota koyarsınız TC ve KKTC vatandaşlarına?

Bir soru sorayım: Apartmanın %80’i Kıbrıslı Rum olursa, olur mu?

***

Kota sistemini Kıbrıslılar Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki %18 nüfusa %30 hak kotasından bilir.

Sonradan bunun bir adaletsizlik olduğu anlaşıldı ki, 1968’de başlayan müzakerelerde Denktaş, %18 nüfusa %20 hak sahipliğini kabul etti.  

Denktaş’ın bile kabul ettiğini bugün sırtını Türk ordusuna dayayan federalistler kabul etmez!

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nde gördüğümüz etnik kota sisteminin adı KONSESYONALİZM’dir.

Devlet örgütlenmesinde “etnik kota” sisteminin temelde üç nedeni var:

-Azınlıkları korumak için.

-Çok etnik yapılı-mezhepli toplumlarda birlikte yönetmeyi öğrenmek için.

Bu “geçiş rejimi”nin amaçlarından biri “çok kimlikli” toplumların  “tek bir kimlik” yaratabilmesi için kaynaşmadır. Bu konuda bize benzeyen en başarılı örnek Lübnan’dır. Bizim yaratamadığımız Kıbrıslılık kimliğinin aksine Lübnanlılık kimliğini yarattılar!

-Kota sistemi ayrıca kaynaşmayı engellemek için de kullanılır: Irkçı rejimlerde “etnik grupların saflığını korumak” için, toplumların kaynaşıp bütünleşmesini engellemek amacıyla –Annan Planı’nda olduğu gibi her bireyi mavi ve kırımızı olarak kodlayan- kota sistemi kullanılır.

Her kota sistemi aynı değildir: Ayrıştırmak ve de kaynaştırmak amacıyla kota sistemi uygulanabilir.

Bendeniz ilkesel olarak kota sistemine karşıyım. Kota sistemi ancak bir geçiş modeli olabilir. Lübnan’da olduğu gibi parçalanmış bir toplumun ortak bir kimlik yaratmasına yardımcı olan pozitif kota sistemi öğreticidir.

Ancak Kıbrıs’taki kota sistemi “ayrıcalıklı olmayı” öne çıkardı. Ayrıcalıklı olanlar hiçbir zaman eşit anayasal yurttaşlığı kabullenmezler: İmtiyaz talep ederler!

“İmtiyaz, başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak ya da koşul” demektir. Kota sistemi imtiyaz/ayrıcalık ve üstünlük sağlamak için değildir. “Dezavantajlı” kabul edilen bir grubun eşit anayasal yurttaşlık mücadelesinin parçasıdır kota ile verilen “istisnai” ve “geçici” haklar. 

Etnik bencilliğin uhdesindeki kota sistemi, devleti yıkmak için bile kullanılabilir. Denktaş ve Dr. Küçük Liderliği 1960’tan 1964’e bunu denedi. Vergi Yasası’nı bloke etti, vergi toplayamayan devletten para istedi ve memur alımı talep etti, sonunda da devleti terk etti…

Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Sayın Emin Dirvana öfkelenmişti: “Vergi Kanunu’nu nasıl geçirmezsiniz, Türkiye’nin bu yaptığınıza müsaadesi yoktur” diye azarlıyordu Cemaat Meclisi’ni…

%30 kotası ile Kıbrıslı Türk toplumunun damarlarına öyle bir “imtiyaz” zehri zerk edildi ki, önce “%18 nüfusla her şeyin %30’u bizim” oldu, sonra da “yarısı”…

“Siyasi eşitlik” adı altında “iki bölgeliliği” savunmak ile “egemen eşitlik” altında “iki devletliliği” savunmak bu “imtiyaz” alışkanlığından kalmadır…

***

Taşınmaz Mal Edinme Yasası’nda “bir apartman ya da sitede TC ve KKTC vatandaşlarına %20 kota ayrıldığını” okuyunca, Denktaş’ı hatırladım…

1968’de başlayan müzakerelerde Kıbrıs Cumhuriyeti’nde %20 kotayı kabul etmişti.

Şimdi ise apartmanda %20 kota ayrılmış KKTC ve TC vatandaşlarına, Kıbrıslılara değil…

Kıbrıslı oranı nedir KKTC vatandaşlarının içinde? %18 olmasın?

Kıbrıs’ın işgal bölgesinin Türk yerleşimci sömürgeciliği tarafından gettolaştırılmasının itirafıdır “Taşınmaz Mal Edinme Yasası”!

İşgal bölgesinde yapılan her inşaat toprakta oyuklar açan bir gettodur. Buna aracılık eden herkes, işgal altında kalıcı yerleşim birimleri kurulmasını yasaklayan Cenevre Konvansiyonu’na göre savaş suçlusudur, Filistin’de ve Kıbrıs’ta…

(7 Mayıs 2024 tarihinde Avrupa gazetesinde yayınlanmıştır)

About the author